Kadınların erkekleşmesi konusu ile ilgilendiğim günden beri
kadınların süslenmesi mevzu ilgimi çekiyordu ve araştırıyordum. Kadını
erkekten ayıran en belirgin özelliklerden birisidir süslenme. Geçen
aylarda Fatih’te İnkilab (sonu b ile olan p ile değil) kitapevinde aynı
zamanda kendi yayınları “İnkilab Yayınları”ndan “Hz. Peygamber Devrinde
Kadınların Süslenmesi” isimli kitabı görünce hemen aldım. İlahiyatçı
yazar Fatımatüz Zehra Kamacı tarafından yüksek lisans tezi olarak
yazılıp kabul görmüş bir kitap. Peygamber dönemi hanımların süslenme
konusunu her yönden ele almış. Ben kendi adıma çok şey öğrendim,
okunmasını tavsiye ederim.
Öncelikle Rabbimiz süsü seviyor. Kainatta çiçekleri, böcekleri,
yeryüzünü, gökyüzünü, her şeyi süslemiş. İnsan cinsinde de kadını süslü
yaratmış. Kadın ve süs konusunda kafamızda genel olarak şöyle bir algı
var. İlim ehli, dindar kadın ağır başlı, sade ve süssüz olur. Ne
kocasına süslenir ne de diğer kadınların yanında süslü olur. Bir kadın
süslü ise onu daha dünyaya ait görürüz. Oysa Peygamberimizin eşlerine ve
sahabe hanımlarına baktığımız zaman bunun hiç de öyle olmadığını
görüyoruz. Bizim nesil ve önceki nesil tesettüre dikkat edelim derken
süs konusunu çok ötelemişiz. Günümüz genç kızları ve hanımları ise her
ne kadar dışarıda süslü olsalar da evde genellikle kendilerine dikkat
etmiyorlar.
Kadının fıtratında süslenme ve kendini beğendirme arzusu var. Fakat
bu arzu bizim toplumumuzda kız çocukları küçük yaştayken bastırılıyor.
Kız çocuğu süslenmek ister; annesinin ayakkabılarını giymeye çalışır,
boyalarını sürmeye çabalar, engel olunur. Geçenlerde bir anne şöyle bir
soru sordu: “Üç yaşında kızım süslenmek istiyor fakat ben korkuyorum bu
yaşta süslenirse ilerde ne olur?” diye. Merak etmeyin ilerde kötü bir
şey olmaz; tam aksi süs arzusu dengeli bir şekilde yol almış olur. Kız
çocuğu elbise etek giymek ister aman pantolon daha rahat diye pantolon
giydirilir. Çocuk pantolon giymeye alışır. Yavaş yavaş büyüdükçe fıtratı
bozulmaya doğru gider ve süslenme arzusu başka yönlere kaymaya başlar.
Bizim kadınlarımızın çoğunda aşırı bir şekilde evini süsleme merakı
var. Her eşyanın en iyisi, en kalitelisi ve gösterişlisi olsun istenir.
Salonlar müze gibi kullanımı zor; fakat gösterişli eşyalarla doldurulur
ve kapısı kapanır misafirden misafire açılır. Kimilerinde aşırı bir
temizlik merakı vardır. Sürekli ev temizler, lavabo ovar, cam siler.
Kimin de abartılı bir yemek yapma hevesi vardır. Her gün çeşit çeşit
yemek yapar, börek açar, mantı yapar. Fakat süslenmeye gelince evden
çıkarken kendini gösterir; kadınlarımız düğünlerde, bayramlarda,
günlerde ne giyeceklerini ne takacaklarını şaşırırlar.
Galiba küçük yaşta bastırılan süslenme ve beğenilme arzusu eşyada kendini gösteriyor ve gösterişe dönüşüyor.
Öncelikle şunu kabul edelim. Bizim kültürümüz kadın yetiştirmiyor.
Bizler askere gidecek er gibi yetiştik. Ne kadın olmak ne de karı-koca
ilişkisi ile ilgili bir hanım neleri bilmeli hiç birini öğrenmedik. Ne
öğrendiysek deneme yanılma yoluyla ya da kitaplarla. Bize kadınlık adına
öğretilen; ev işi, temizlikten başka bir şey değil. Biz de bunları
öğrenince kendimizi kadın zannettik.
Arap kültürü kadın yetiştiriyor. Kız çocukları küçük yaştan itibaren
annelerini ve etraftaki kadınları gözlemleyerek, süslü giyinerek, onları
modelleyerek büyüyorlar. Bir Arap genç kız ergenlik yaşına geldiğinde
bir kız kocası için nasıl süslenmeli, nasıl giyinmeli, erkeğe nasıl
davranmalı, erkek sinirlenirse nasıl yatıştırmalı, bunları öğrenmiş
oluyor. Bütün bu süslerin yanında onlar kafaları boş hanımlar değiller;
gayet takvalı, bilgili, ilim ehli hanımlar. İlmin ve süsün bir arada
olabileceğini gayet güzel gösteriyorlar.
Bizim dini kitaplarımızda başta Hz. Aişe’nin olmak üzere
Peygamberimizin eşlerinin ve sahabe hanımlarının mücahide yönleri
anlatılır; fakat onların kadın olarak nasıl kadınlar olduğu, nasıl eşler
olduğunu pek anlatılmaz. Bu yüzden “Hz.Peygamber Devrinde Kadınların
Süslenmesi” kitabı sahabe hanımları ile ilgili bilmediğimiz yönleri çok
iyi anlatmış.
Kitapta Peygamberimiz dönemindeki hanımların: Saç temizliği, bakımı,
saç boyası, yüz bakımı, göz makyajı, diş bakımı, vücut temizliği, koku
sürme, el ve ayak bakımı, kıyafetlerde boya, süs, desen ve kadınların
kullandıkları takılar ile ilgili bilgiler var.
Öncelikle Peygamber Efendimiz hanımları süslenmeye teşvik etmiş.
Kitabın bütünlüğüne bakınca iki sebep öne çıkıyor. Peygamberimiz hem
kadınların fıtratlarının bozulmaması ve erkekleşmemeleri için
süslenmelerini istemiş hem de kocalarına güzel görünmeleri için. Bu
yüzden kadın evli olmasa bile ev içinde süsüne giyimine dikkat etmesi
gerekiyor. Evli ise zaten süslenmesi emredilmiş.
Yakın zamanda yazdığım bir hadis-i şerîf vardı bu konu ile çok
alakalı olduğu için tekrar yazacağım, tekrarda fayda vardır. Allah
Rasulü şöyle buyuruyor “Allah’(c.c) a ve âhiret gününe iman eden bir
kadının ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Sadece
kocası için dört ay on gün yas tutar.” (Buhari, Cenaiz 31- Talak 46)
Peygamberimizin hanımı Ümmü Habibe, babası Ebu Süfyan vefat ettikten
sonra ve yine hanımı Zeynep binti Cahş kardeşi vefat ettikten üç gün
sonra güzel koku sürünüp “Canımız istediği için değil fakat Allah
resul’ü böyle emretti” deyip yukarıdaki hadis-i şerîfi nakletmişler.
Peygamberimiz biata gelen bir kaç hanımın biatlarını ellerinin
bakımsız olması ve erkek eline benzemesi yüzünden almamış, hanımlar
gidip ellerine bakım uyguladıktan sonra gelmişler. (Bir ilahiyat tezi
olması hasebiyle kitapta bolca dipnotlarda açıklama var ve hadislerin
kaynakları tek tek belirtilmiş.)
Bir keresinde de Peygamberimiz ona bir şey uzatan bir hanımın verdiğini almamış.
“Bu kadın eli midir erkek eli midir?” diye sormuş. Kadın: “Kadın eli ya Rasulallah” dediğinde
“Öyle olsaydı tırnaklarına kına sürerdi.” diye cevap vermiştir.
Hz.Aişe biat esnasında kadınların el ve ayaklarını desensiz şekilde
boyayacakları konusunda söz verdiklerini ifade etmiştir. Görünen
yerlerde kına yakarken dövme gibi desenler yapmak yasaklanmış. Kadınlar
açıkta görünen yerlerine desensiz boya; el, yüz ayak dışında görünmeyen
yerlerini desenler yaparak boyamışlar.
Hz. Aişe Hz. Peygamberin hanımlardan ellerini erkek eli gibi
kurutmamalarını istediğini bildirmiş. Peygamberimiz bir hanıma ellerine
boya sürmezse elinin sertleşeceğini söylemiş.
Başka bir misal: Hz.Peygamber biata gelen ve ellerine boya
kullanmayan kadına bunun nedenini ve evli olup olmadığını sormuş. Kadın
evli olduğunu söyleyince boya kullanmasını söylemiş ve şu tespitte
bulunmuş. “Kadın boya kullanırsa bekarsa kısmeti açılır, evliyse eşinin
beğenisini kazanmayı amaçlar.”
Kadınlar o dönem el ve ayak bakımı için süt, hurma, vers, safran gibi
maddelerden el ve ayakları yumuşatıcı doğal kremler yapıp
kullanıyorlarmış.
Hz.Peygamber ısrarla kadınlarla erkeklerin hal ve hareketlerle
giyiniş tarzı ve benzeri hususlarda birbirlerine benzememelerini
kuvvetle vurgulamış. Bu uyarılar neticesinde altın, ipek, kırmızı ve
koyu tonda sarı renkli elbiseleri erkekler kullanmayı bırakmışlar.
Peygamberimizin hanımları evlerinde daha çok pembe ve kırmızı tonlarda elbiseler giyiyorlarmış.
Ümmü’l Âliye bin Eyfa çeşitli sorular sormak için Hz.Aişe’nin yanına
gidiyor. Hz.Aişe’nin üzerinde açık kırmızı renkte bir elbise olduğunu
anlatıyor. Tam ayrılmak üzere iken Hz. Aişe “Hanımlara eşlerini ihmal
etmemeleri” konusunda uyarıda bulunuyor. Bahsi geçen uyarıyı yaparken
Hz.Aişe’nin üzerinde kırımızı elbise olduğunun belirtilmesi Hz Aişe’nin
sadece sözleri ile değil giydikleri ile de süslenme konusunda örnek
olduğunu gösteriyor.
Hanımlar süslenmeyi sadece evin içinde yapmamışlar. Sefere çıkarken,
hacca giderken de tesettürlerinin içinde süsü ihmal etmemişler. Hemen
herkes bilir teyemüm âyeti bir seferden dönerken Hz.Aişe’nin
gerdanlığının kaybolması sebebiyle susuz bir yerde olduklarından
gerdanlığın aranması sırasında abdest alacak su bulunmaması sırasında
inmiştir.
Hz. Aişe hanımların hac için Mekkeye giderken alınlarına sük denilen
bir koku sürdükleri ve yolculuk sırasında sıcağın etkisi ile kokunun
yüzlerine aktığını anlatıyor. Boya yüzüne akan Hz.Aişeye Peygamber
efendimizin “Esmercik!” diye hitap ettiği, yüzünün renginin güzel
olduğunu söylediğini rivayet edilmiş.
Yüzlerine renkli kokular sürüyorlar. Zaten koku ayrı bir kültür.
Sürmelerinin içine bile koku katmışlar. Saçlarını yıkadıkları ve
taradıkları suların içine güzel kokular katmışlar. Elbiselerinde kokular
var fakat bu kokular üzerine su serptiğinde yayılan kokular. Koku
konusunda Hz.Peygamber “Evden çıkarken kadınların erkekleri etkileyecek
keskin ve etkileyici kokular kullanmalarını yasaklamış.”Kadınlar
dışarıya yayılmayan hafif kokuları hep kullanmışlar.
Sürme kullanımı ayrı bir öneme haiz kadınlar arasında. Sürme
kullanmayan kadınlara “merha” deniliyor. Hz. Aişe Hz. Peygamberin
gözlerine sürme çekmeyen hanımlarla (merha) ilgili düşüncelerinin olumlu
olmadığı ifade ediliyor. Hz. Peygamber hanımlara özellikle “İsmit
sürmesi” tavsiye ediyor ve “görmeyi kuvvetlendireceğini ve kirpikleri
gürleştireceğini” söylüyor.
Sürmenin dışarıda kullanılıp kullanılmayacağı konusu benim uzun
zamandır araştırdığım bir konu. Çünkü evde sürme çekince dışarı çıkınca
da gözde kalıyor. Dışarıda caiz değilse evde de kullanamıyorsunuz çünkü
ne zaman dışarı çıkacağınızı bilemezsiniz. Ben sürmeyi yasaklayan hiç
bir hadis-i şerîfe rastlamadım. Kitapta bu konu ile ilgili bir fetvalara
yer verilmemiş fakat kocası ölen kadınların sürme çekmek için Hz.
Peygamber’den izin istemelerine bakarak sürmenin dışarıda kullanıldığı
ortaya çıkıyor. Kocası ölen kadını hiç bir erkek görmeyecekse sürme
niçin yasaklansın?
Ümmü Seleme’nin eşi vefat ettiğinde Hz.Peygamber sürmeyi terk
etmediğini görünce uyarmış ve sadece gece sürebileceğini gündüz
sürmemesini söylemiş.
Fakat buradan kimseye fetva vermiş durumda kalmayayım konu ile ilgili bilgi sahibi olan ilahiyatçılarımız bizi bilgilendirsin.
Takı konusu ayrı bir öneme haiz Arap hanımlarında. Hanımlar küpe,
kolye, bilezik, el ve ayak parmaklarına yüzük ve ayak bileklerine
bileklik ya da halhal kullanılıyordu.
Halhallara ses çıkarsın diye taşlar takılıyormuş, ayak yere vurularak dikkat çekerek yürünüyormuş bu yasaklanmış.
Altın takılarla ilgili Hz.Peygamber ara ara hanımları uyarmış. Bazı
hadis alimleri bu konuya Müslümanların ekonomik olarak sıkıntıda
oldukları dönemde altın takıların yasaklandığı sonra kadınlara serbest
bırakıldığı şeklinde bir açıklama getirmişler. Bazı alimlerde kadınların
altının zekatını vermeyi unutmaları halinde vebali yüzünden kadınlara
peygamberimizin altın yerine gümüşü sarartıp altın gibi kullanmalarını
tavsiye ettiği açıklamasını getirmiş.
Bir seferinde Hz.Peygamber kadınlara altın takı kullanmamaları
yönünde telkinde bulunuyor. Bir hanım “Altın takmazlarsa eşlerinin
onları beğenmeyeceğini” söylüyor. Peygamberimiz bu sözler karşısında
gülümseyerek “Gümüş takıları safranla sarartarak” kullanmalarını tavsiye
ediyor.
Arap hanımları midyelerden, deniz kabuklarından, inci ve mercandan ve
değişik taşlardan, bitki tohumlarından, olgunlaşmamış hurmaya varıncaya
kadar pek çok malzemeden takılar yapıp kullanmışlar. Ayrıca ticaret
yoluyla gelen fildişi, kaplumbağa kabuğu ya da hayvan boynuzlarından
yapılan bilezikler, kolyeler, küpeler kullanmışlar.
Hz. Peygamber biat için gelen Ümmü Sinan el-Eslemiye isimli bir
hanıma deri parçasından dahi olsa bileğine bir şey takması gerektiği
şeklinde bir uyarıda bulunmuştur.
Ümmü Fadl’ın Enes bin Malik’e sorduğu soru kadınların takı
kullanmasına ne kadar önem verildiğini çok iyi anlatıyor. Ümmü Fadl:
“Bir kadının kolye takmaksızın namaz kılıp kılamayacağı” soruyor. Enes
bin Malik: Hz. Peygamberin tavsiyesine uygun olarak kadınların deriden
dahi olsa takı kullanılması gerektiğini ifade ediyor.
Takıların süslenme dışında kadın ve erkeği dış görünüş olarak birbirinden ayıran unsurlar olduğu görünüyor.
Hz. Peygamber kızı Fatıma için hayvan mafsallarından bir kolye ve
fildişinden bilezik sipariş etmiş. Hz. Aişe’nin üzeri altınla süslenmiş
iki gümüş bilezik kullandığı anlatılıyor. Ayrıca kitapta diğer eşlerinin
kullandığı takılarla ilgili bilgiler var.
Mekke’ de ve Medine’ de kuaför hanımlar var. Hz. Haticenin kuaförünün
adı Ümmü Züfer. Bunun dışında Medine’de başta Ümmü Rile olmak üzeri
mâşita denen gelinleri ve hanımları kocaları için süsleyen saç ve vücut
bakımı yapan hanımlar varmış.
Kısacası Hz. Peygamber döneminde canlı ve renkli bir süslenme kültürü
varmış. Bizim de onları örnek almamız gerekiyor. Seminerlerimde
hanımlara soruyorum:” Kaç hanım akşam kocasını saçını başını tarayıp,
bir sürme çekip, güzel bir elbise ya da etek giyerek hoş bir hal ile
karşılıyor?” dediğim zaman beş yüz kişilik salondan on ya da on beş kişi
ancak çıkıyor.
Neden acaba? Erkekler için görselliğin önemli olduğunu biliyoruz da
hâlâ neden her gün kocalar eşofman üstü tişörtle karşılanıyor? Tamam ev
işi yaparken rahat kıyafet de koca gelecek zaman kıyafet değiştirilemez
mi? Her gün olmasa bile hiç olmazsa haftada üç dört gün süslenip koca
güzel bir şekilde karşılanamaz mı? Komşumuz dahi haber verip geldiğinde
üzerimize çeki düzen veriyoruz da kocaların komşu kadar kıymeti mi yok?
Ya da ele güne, düğüne, bayrama, dışarıya çıkarken süsleniyoruz da
kocaların el gün kadar değeri mi yok? Yoksa süslenmenin ne kadar önemli
olduğunu mu bilmiyoruz?
Bunun için illa ki evli olmak gerekmiyor. Bekarların da kendini kadın
hissetmek için süslenmeye kıymet vermesi gerekir. Kız çocuklarımızı
küçükken güzel giydirmeye çalışmalı, elbise etek giydirmeye gayret
etmeli, süslenme arzularını bastırmamalıyız, diye düşünüyorum.
Velhasıl kadın ve süslenme konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak
isterseniz “Hz. Peygamber Devrinde Kadınların Süslenmesi” kitabını
tavsiye ederim.
www.cocukaile.net Sema Maraşlı