evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2014 Perşembe

Siz Evlendirmeyin Lütfen…




En zor konu, kırılma noktası. Aracılar, aracı olmak isteyenler, başaranlar, seyredenler, başarısız olanlar, elini yüzüne bulaştıranlar…
Ve biz ortada olanlar…
Aracı kazaları. Biz önceki yazımda % 5 lik kısımdan bahsetmiştim.
Aracılar genel bir yara.
Öncelikle evli, çevresi geniş kişilere bu yazıyı okutunuz…
Bazen kendi içimizde o kadar kalıyoruz ki hataları göremiyoruz bile.
Bugüne kadar size aracılık etmiş kişileri gözden geçirin. Ne gibi yanlışlıklarla karşılaştınız?
Yakın bir arkadaşım kendisinden 23 yaş büyük biriyle görüşmüştü. Tam bir fiyasko idi. Güya aracı yanlış biliyormuş yaşını. Görüşünce ikna olur diye düşünmüşler. Arkadaşım bir hafta kendine zor geldi.
Evlendirme işini yapanlara sorun bunu gerçekten iyilik için yapıyordur. Zaten bir çok kimse bu işe karışmak istemez. Bu aracı işlerinde eline yüzüne bulaştırmak çok rastlanan bir durum maalesef.
Evli olanların bir çoğu nedense yanaşmaz. Bunun temel sebebi; aciz insan sendromu.
Biz insanlar başına gelen hayrı kendisinden, talihsizliği de aracıdan bildiğinden bir çok insan buna yanaşmıyor. Önce bekarların kimseyi suçlamamaya adapte olması lazım. Hangi dönemde yaşıyoruz? Kimse kimsenin kafasına silahı dayayarak karar aldırmıyor. Tabii aracı önemli. Fakat son kararı veren yine biziz. Aldığımız karara sahip çıkmasını bilmemiz gerekli. Sonuç olumsuz olduğunda başkalarını suçlamaya çok müsaitiz. Sebepler olabilir ama kararı sen veriyorsun veya vermiyorsun. Öncelikle aracıları bu tedirginlikten kurtarmak lazım ki cesaret etsinler.
Bir kısımda neden aracılık etmek istemez? Ben çektim kimse çekmesin? Evlenip de ne yapacak muhabbetine girdiklerinden kimseleri evlendirmek istemezler.
Kimisinin de kapasitesi yoktur, kendi yağında kendisi kavrulur gider, kimseyle uğraşmak istemez.
Kimide bu işlerle fazla uğraşır ama dilindedir sadece “Sana şunu yapalım, bunu yapalım” der durur sadece ortaya birilerini çıkartmaz. Bu kişileri ayrı bir haz etmem. Ya konuştuğun gibi çıkart birini ortaya ya da sus.
Öncelikle arkadaşlar size aracı olabilecek kişileri bir kağıda yazın. Kimler sizi tanıyor ve size aracılık yapabilir. Tespit ettiğiniz kişilerle irtibatta olun. Bu konuya açık olduğunuzu, istediğinizi belirtecek davranışlarda ve imalarda bulunabilirsiniz.
Bazen insanlar uzun süre bekar kalanların gerçekten istemediklerini düşünüyor. Ya da kızcağız o kadar güçlü gözüküyor ki çevresindekiler bu kimseyi düşünmüyor, kimseye ihtiyacı yok manasını çıkartabiliyor. (Zaten o kadar güçlü görünmekte ayrı bir konu:)
Uzun süre bekar kalan erkeklerde de aynı durum olabilir. Bulunduğu duruma alışabilir. Bu alışkanlıkla birlikte uzun süre evlenmesini isteyenler bu halini kanıksarlar ve artık kimse onu düşünmez. Erkeklerde ciddi problem:)
Erkekler kadınlar gibi değil dillendirmeleri daha yavaş olabilir. Bunun için çevresindekilerin biraz atağa geçmesi gerekli.
Aracı olanlar ve olacaklara yaklaşınız. Ne istediğinizi ve ne istemediğinizi belirtiniz. Bu konuyla ilgili “ Evlenmeliyiz ama neden hemen? Yazımızda ayrıntılı yazdığımızdan burada girmeyeceğim. bakınız: 
http://www.cocukaile.net/evlenmeliyiz-ama-neden-hemen/
Size biri söylendiğinde acele ve heyecanla hemen reddetmeyiniz. Bir sakince dinleyin, sorular sorun, artı ve eksisini tartın. Bakışınız genelde olumlu olsun. Zaten bu yaşlarda öyle eskisi kadar kısmetiniz olmayacaktır. Olanları da kaçırmayın ve değerlendirin derim. Tabi her gelenle görüşün demek istemiyorum çünkü bazen ahlakı epey bozuk yapmadığı işler kalmayan erkekler temizlenmek ve kendisini iyi hissetmek için mütedeyyin kişilere yaklaşabilirler…(tabiî ki tercih iki kişinin)
Ayrıca arkadaşlar –özellikle hanımlar- yaş ilerledikçe taliplerinizin özellikleri değişebilir sakın alınganlık göstermeyin. Siz hiç evlenmemişsinizdir fakat karşınıza iki çocuklu evlenip ayrılmış bir talipte çıkabilir. (Uç bir örnek) Bu da gayet normaldir. Tabi ki gönül ister hiç evlilik yapmamış biriyle evlenmek. Fakat bizim için neyin hayırlı olup olmadığını bilemeyiz. Evlenin demek istemiyorum fakat değerlendirebilirsiniz. Başta kendinize sonra karşınızdakine fırsat verin. Bazen çok basit takıntılarımızdan ömür geçip gidiyor…Tam tersi hızlı karar almakta bir o kadar tehlikeli elbet.
Gereksiz kapris ve kompleksler sadece sizi geriye götürür. Önce kafanızı bir boşaltın, düşüncelerinizi zihninizde netleştirin ki size gelenlerde net olsun. Emin olun ne düşünüyorsanız dışarıdakiler de buna göre şekillenecektir. Belki de bilinçaltı temizliği yapmanız gerekli:) Geçmişteki hayal kırıklıkları, kırılmışlıklar, üzüntüler, aile baskısı, zorlamalar vs vs…Birikmiş bir kilitlenme söz konusu da olabilir…
Düşüncelerimizi bir temizleyelim, üzerimizden gereksiz yükleri, gereksiz kuruntuları atalım…Daha bir kendimiz olalım, başkası gibi, başkaları için değil…İşte o zaman dışarıdaki dünyada değişmeye başlayacak…Değişim kötü bir şey değildir. Değişirken dönüştüğümüz hâl önemli…Değişim yolunda yolunuz açık olsun….

http://www.cocukaile.net/siz-evlendirmeyin-lutfen/

11 Şubat 2014 Salı

Evlenmeliyiz Ama Neden Hemen?

Hep düşünmüşümdür, ne isteyip ne istemediklerimiz hakkında. Evlenenler hiç istemediler de mi evlendiler? : Tek tek çıkıp soralım her birinize, klasik cevaplardan birisi “Ben çok şey istemiyorum ki” olur tahminimce. Hep istemediğimizi zannederek geldik bu zamanlara. Namazında niyazında olsun yeter ama ahlâkı da düzgün olsun. “Ahlâk” ne kadar kapsamlı bir kelime. Biraz ezberden söylüyoruz bazı şeyleri.
Önce “ben neden istiyorum?”un cevabını bulmaya çalışalım.
İnsanlar çeşitli sebeplerle evlenebilir. Birini çok sevmiştir, evlenmek ister, çocuğunun olmasını ister. Hormonel sebeplerle evlenmek ister, ailesine sahip çıkmak için evlenmek ister, maddi kazanç için evlenmek ister, prestij için evlenmek ister… Birçoğu bunları itiraf ederek evlenmez tabii ki. Bilinçaltımız, dürtülerimiz, maddi ve manevi ihtiyaçlarımız bir yere sürükler, götürür bizi. Bir şekilde karar alırız ve “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” şeklinde başlangıçlar yaparız zaman zaman.
“Niyet neyse akıbet de o olur” demişler, ne güzel söylemişler.
Niyetin ne? sorusu, neden istiyorumun sebebiyle yan yana bir cevaptır aslında. Niyet sorgulaması yapmalıyız diye düşünüyorum. Niyet samimi ise sonunda da samimiyet kazanıyor. Süreçler yıpratıcı olabilir ama sonuç bağlar bizi.
İlk başta kabul etmemiz gereken şey, eşlerin birbiri için sıçrama tahtaları olmadıklarını bilmeleridir. Para, mevki, kariyer kazandırılabilir, kazanılabilir fakat kimse kimseye kişilik veremez. Kişilik ham madde gibi tüm kalıplarda şekillenir ama aslı değiştirmez. Şekillenebilir ama değiştirmez.
Hiç uzatmadan, kıvırmadan her iki tarafında kabullenmesi gereken gerçek; acziyetimiz. Kadın ve erkek olarak kendimizi kabul etmemiz. Kadın; korunmaya muhtaç, kırılgan, neşe verici, sıcak. Erkek; korumaya ayarlanmış, güven merkezi, beslemeye, ihtiyaç görmeye odaklanmış. Hepimizin hormonları, duyguları, hisleri var. Sadece düşünceden ibaret olsak hayat çekilmez olurdu sanırım. Fabrika ayarlarımız o kadar güzel ve muhteşem ki ne eksik ne fazla, ayarlardan biz ne kadar uzaklaşırsak o kadar hataya düşüyoruz, yanlış yapıyoruz. Sonra da hatamızın kefaretini ödüyoruz.
Fakat olayın realitesi en basit ve pratik, düz mantıkta olması gereken evlenme niyeti; Yaratılışa uygun yaşamak. Ve herkes yaratılışına uygun yaşamak hakkına sahiptir. Yaşamayınca ne olur? Boyutu ne ölçüde olursa olsun anormallikler başlar.
Bir iş yerinde uzun süre bekâr kalanlar hemen belli olur. Kabul edin veya etmeyin bu böyle. Çok nadir insan bunu aşmıştır. Bayanlara oranla erkeklerin işi daha zor. Kadınlar kendilerini dağıtmaya daha müsaittirler. Sanata verir kendisini, kurstan kursa gider, öğrenmedik şey bırakmaz, vaktini doldurur, kendisini meşgul eder. Erkekler öyle mi? Çok azı bunları yapar. Yaşı ilerlemiş bekâr erkeklerin takıntıları daha çoktur. Bakışları daha bir dikkatlidir. Ayrıntıcıdırlar, sertlerdir, tuhaf şeylere takılabilirler (Genelden bahsediyoruz, gereksiz alınganlık gösterilmesin)
Peki, olması gereken niyetimizden sonra “ne istiyorum?”un cevabına bakalım mı?
Kendimizi kandırmayalım, isteklerimizin haddi hesabı yok. Bu konuda bizim de içinde olduğumuz bolca model var.
Kadın veya erkek size birisi aracı olsa, bir teklifte bulunsa. İlk beş soru nedir? İşi, tipi, eğitimi, memleketi, kazanabileceği para…
Dini hassasiyeti, insani değerleri nedir? sorusu ilk kaç saniyede veya dakikada aklınıza gelir?
Kendimizi kandırmanın âlemi yok. Erkeklerin çoğu (suçlamıyorum) görüntüye önem veriyor. Yanında nasıl duracak? Güzel mi? Kilolu mu? Gözleri, kaşları derken o kadar abartıyorlar ki bazen meyve sepetini tarif ediyorlar zannediyorum.
İkinci önem verdikleri eğitimi, hele de kendisi kelli felli bir bölüm bitirdiyse vah haline. Nefsi cami direği gibi ortalarda dolaşıyor. Öyle duyumlar alıyorum ki evleneceği kızın diploma notunu bile soranlar olabiliyor. Kaba olacak ama içimden “Yuhh” diyesim geliyor. Tabii eğitim bir şeylerin göstergesi, bir seviye ve tarz belirleyici unsur fakat bir şekilde öğrenim göremeyen ya da farklı şekilde öğrenim görmüş, açığı fazlasıyla kapatmış kişilerin durumu nedir? Matematik Mühendisi olup da insani ilişkilerden çakabilir insan di mi?
Bazen iki üniversite bitirmiş, diploma koleksiyonu yapan kişileri görüyorum, konuşuyorum, fakat diplomaların kağıttan ibaret olduğunu hayretle seyrediyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın, bizler öğrenim görmüş vs. vs. almış insanlarız. Sadece bu konunun diploma notuna kadar önemsenmesi veya olmaz olmazlardan olmasını tasvip etmiyorum. Tabii ki denklik, seviye önemli. Konuşabilirlik, zeka seviyesi hatta espri yeteneğinin uyması vs. oldukça önemli.
Her zaman dillendirdiğim bir ifade güzellik peşinde olan mankenlik ajansına, diploma düşkünü olan da İstanbul Üniversitesi’nin kapısına gidebilir..
İtiraf etmek gerekirse, erkeklerin kadınlardan daha az şeye önem verdiğini düşünüyorum. Yani bütünüyle her iki tarafın istekleri de Ağrı Dağı’nı geçmiş durumda da
Kadınlar… Memnuniyeti zor ve kolay, bazen aşılamaz dağlar gibi duran, bazen su gibi akıp giden, bazen yanan mum gibi, hassas, acı ve tatlının arasındaki fark gibi bizi şaşırtan yüce varlık
Erkekler bizim gibi karmaşık değil. Daha düzler. Biz bu modeliz. Kabul edilsin ve rahatlanılsın isteriz. Erkekler bu gerçekleri kabul etmeli. Biz konuşmasak onlar hiç konuşmazdı, biz gülümsemesek onların hayatının ne anlamı olurdu. Neşelenmesek, hayatın kaçırılmaması gereken tatlarını nasıl anlarlardı di mi?
Rabbimiz öyle dengeli, öyle muhteşem ve birbirine uyumlu yaratmış ki hayran olmamak elde değil. Bazen, kadınların “bir daha dünyaya gelsem erkek olmak isterdim”, ya da erkeklerin “kadın olmak isterdim” diyerek şaçmaladıkları anlarda şunu diyesim gelir. Her iki cinsinde acizlikleri, üstünlükleri, zorlukları ve kolaylıkları var. Mevcut olduğumuz hal bizim için daha hayırlı olduğundan şimdi bu cinslerdeyiz
Bazı hasletlerin yaratılışımıza verildiği gerçeğini kabul edince rahatlıyor insan. Fakat abarttığımızda sorunlar peş peşe geliyor. İsteklerimiz; bitmez tükenmez gerçekler…
Bir kadına talip olduğunuzda, o doğacak çocuklarını bile planlamaya başlayabilir. Hele de görüştüğü eş adayına ısındıysa.
(Bir yazımızda sadece görüşme olaylarını yazmayı planlıyorum o zaman ayrıntılı aktarırız.)
İsteklere geri dönecek olursak.
İş, kazanç, memleket, görüntü…
“Ben çok şey istemiyorum” un ardındaki sorular. Nereli? İşi ne? Ne kadar maaşı var? Annesiyle mi oturacak acaba? Ama şimdi ben işimi bırakıp başka memlekete gidemem ki? Sarışınları sevmem, esmeler itici gelir, dişleri nasıl? Giydiklerine dikkat ediyor mu? Acaba şiveli mi konuşuyor? Kendi evi var mı? Arabası ne marka? Bu sorular çoğaltılabilir.
Burada iki cinsin de birbirine üstünlüğünü konuşmuyoruz. Bir cinsi yüceltmek niyetinde de değilim. Gerçekleri görmek ve gereksiz takıntılarımızı üzerimizden atmak. Hedefe daha hızlı yaklaşmak Bazen önemsiz ve basit bir konu yüzünden uzun yıllarımız heba oluyor.
Neyi yörüngene koyarsan çevresinde dolanırsın. Güzelliği koyarsan güzelliğin çevresinde, parayı koyarsan paranın etrafında döner durursun. Elde edince mutlu olur musun peki? Olursun ama geçici mutluluklar huzur vermez insana. Huzur ve mutluluk arasındaki en önemli fark budur.
Mutluluk geçicidir, huzur daimi. Sizi mutsuz edecek birçok şey vardır ama huzurlusunuzdur. Ve gerçek huzurlular Rabbiyle barışık olanlardır.
Yörüngesine gerçek sevgiyi oturtturanlar kıla, tüye, kağıda, masaya, mevkiye, memlekete takılmazlar. Aslolanın farkına varanlar bunlarla oyalanmazlar. Samimiyet işte burada devreye girer.
Şimdi şunu duyar gibiyim; hiçbir şeye de önem vermeyecek miyiz? Tabii ki vereceğiz, vermeliyiz de… Öncelikle değer verdiklerimiz, bizim değerimizi belli edecek.
“Başörtüsüne önem veriyorum ama markaya asla”
“Tanışabiliriz ama flört etmemeliyiz”
“Dini bilgin olabilir ama namaz kılmalısın”
“Yalan her zaman yalandır”…Dürüst olmak Müslümanın en belirgin özelliğidir
“Bana yaklaşırken kendini kandırma, Allah her zaman bizi görüyor”
Hayata bakışımız, davranışımız, duruşumuz, bizim için önemli olan konularda verdiğimiz tavizler, bazen en ufak sözlerimiz, kelimelerimiz bizi biz yapanlardır.
“Neden ve ne istiyorum” un cevabını kendi içimizde sorgulayıp dürüstçe verebiliyorsak ne mutlu bize. İnce ve en önemli ayrıntı; isteklerimizin şarta dönüşmemesidir. İllaki, muhakkak, kesinlikle kelimelerini bu konuda sözlükten çıkartmalıyız. Esneklik, şans verme, değerlendirmeye açık olma esas alınmalı. Kestirip atılmamalı. Ben doktor istiyordum, ben mühendis bekliyordum, ben manken gibi hayal ediyordum, endamı şöyle olsun, konuşması böyle olsun, diyerek yıllar geçiyor… İsteyelim, dua edelim fakat olmazsa olmaz, tavırlardan uzak duralım. Bazen bunlar da nasibimizi kilitliyor, engelliyor. Sarışında, esmerde ısrar ederken saçlarımızdaki beyazlar artıyor.
Bir kurbağayı öperseniz belki prense dönüşür demiyorum tabii ki sadece beyaz atlı prensi beklerken seyisle karşılaşabilirsiniz…
Abartılı güzellik ararsınız da, Allah sizi normal biriyle sınar. Mavi değil de, kahverengi gözlüye ısınırsınız… Ayrıca artık lens diye bir şey var
Bir sonraki yazımızda -adam kalmadı, evlenilecek kız yok- gibi cümleleri kurdurtan sebepleri yazalım diyorum…
Kısmetiniz açık ve yakınınızda olsun…
Sağlıcakla.

Evlenmeliyiz Ama Neden Hemen? Aile

26 Kasım 2013 Salı

Yalan (Evlilik Okulu)




Evlilik hayatında en değerli şey güven duygusudur. Güven de ancak dürüst olunarak sağlanabilir. Evliliğe niyet eden çiftler daha söz, nişan safhasından itibaren birbirlerine yalan söylememeli ve birbirlerini yalan söylemek zorunda bırakmamalıdırlar.
Evlilikte yalan varsa, iki sebebi vardır. Birincisi taraflardan biri bunu çocukluğundan beri alışkanlık edinmiştir. Ya aile baskısı ile büyümüştür ya da ailede çok yalan söyleniyordur. Bu durumda kişi yalan söylemeyi bir hata, büyük bir günah olarak bile görmez. Yalana alışmış birisi dürüstlüğe çok değer veren biri ile evlenirse ikisinin de işi zordur. Dürüst olan taraf sürekli incinir, kendini güvende hissetmez. İki taraf da yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmişlerse birbirlerini idare etmeleri daha kolay olur. Tabii evlilikleri pek sağlam olmaz. Dinimiz yalanı yasaklamış, dürüstlüğe çok değer vermiştir. Peygamberimiz: “Mümin yalan söylemez.” buyuruyor. Yalan alışkanlığı olanların bundan acilen kurtulmaları lazımdır.
Bazılarının hayatına da yalan evlendikten sonra girer. Evlilikte psikolojik baskı varsa, yalan kurtuluş reçetesi gibi görünebilir. Kocasının ona yalan söylediğinden şikayetçi olan bir hanıma “Kocanızın işlerine ve gittiği geldiği yerlere karışır mısınız?” diye sordum. “Tabii ki. Görüşmesini istemediğim arkadaşları var.” dedi. Böyle olunca ne oluyor? Kocası arkadaşı ile görüşse, evde tatsızlık olmasın diye bir şeyler uydurmak durumunda kalıyor. Bazı hanımlar erkeğin kendi ailesi ile görüşmesini istemiyorlar. Erkek onlarla gizli görüşüyor ve karısına da onun kızmayacağını düşündüğü bir yalan atıveriyor. Bu yalanın vebali hem kadına hem erkeğe yazılır. Kadın buna sebep olduğu için. Erkek de Allah’tan çok karısından korktuğu için.
Şu dünya da yalan kimseyi kurtarmış değildir. Bir şekilde kişinin ayağına dolanır, kişi yakalanır, ona duyulan güven yerle bir olur. Yalan söyleyen hele ki erkekse iyice çabuk yakalanır. Erkek beyni detaycı yaratılmadığı için yalan söylerken ya da gizli iş yaparken detayları hesap edemez, bu yüzden de yakalanır.
Erkek de karısı üzerinde onu yalana sevk edecek baskı kurmamalıdır. Özellikle karısının ev işi ve çocuk yetiştirmek gibi işlerine müdahale etmemelidir. Mesela; erkek karısından çocuğu her gün banyo yaptırmasını istiyor, bu kadının zoruna gidiyor ve çocuğu yıkamasa da “yıkadım” diyor. (Tabii bu arada çocuk da yalana alışıyor.) Ya da çocuk arkadaşları ile oynarken kavga ediyor kafasına bir oyuncak yiyor, alnı morarıyor, kadın korkusundan kocasına “çocuk düştü” diyor.
Yalan söylememek her doğruyu söylemek demek değildir. Gerekli olduğu kadar konuşmaktır. Doğruyu söyleyeyim diye söylenmesi gerekmeyen şeyleri de söylemeye gerek yok.
Evlilikte eşlerin birbirine hoşgörülü olması çok önemlidir. Hoşgörü olmayınca birbirleri üzerinde baskı kurduklarında yalan ortaya çıkacaktır. Yalan aile hayatına girdiğinde eşler birbirlerine hep kuşku ile bakacaktır. Kuşku olunca muhabbetten söz etmek biraz zordur.
SEMA MARAŞLI
www.cocukaile.net

27 Ağustos 2013 Salı

Bunları Yapıyorsanız Evliliğiniz Tehlikede!




‘Ailem senden önce gelir’
Evliliği kadın ve erkeğin geldiği aile yapısı şekillendirir. Kişiler yetiştikleri ailelerinde gördükleri ilişki biçimini model alarak eşlerinin buna uygun  davranmasını bekleyebilirler. Aileler de çiftin yaşam tarzına sürekli müdahalede bulunduğunda çiftin ilişkisi zorlanır. Erkek veya kadının eşine ‘ailem senden önce gelir’ yaklaşımı yaşatması problem yaşandığının göstergesidir. Bu konuda artık kişiler yeni bir aile kurduklarını ve önceliğin alınan kararlarda bu aileye ait olması gerektiğini bilmedir. Gelinen ailelere saygıda kusur etmeden, ihtiyaçlarını karşılayarak ancak kararları yeni aile kendi içinde almayı başarmalıdır.
’Beğenmiyorsan kapı orada. Çık git.’

30 Haziran 2013 Pazar

Teşekkür


Eksiğe, kusura odaklananlar samimi olarak takdir ve teşekkür edemez. Sanki kendilerde her şey tammış gibi karşıdaki tam olsun isterler. Sanki insanda mükemmellik mümkünmüş gibi mükemmeli ararlar. Mükemmeli göremeyince şükür ve teşekkür yapılmaz.
Eksiğe ve kusura odaklanmanın ana sebebi kişinin kendi kusurlarını görmemesidir. Kendi kusurunu gören kişi eşinin kusurlarına karşı daha anlayışlı olur. Kendi kusurunu görmeyen kişi eşinin hatalarına kafayı takar ve onu değiştirmeye çalışır; eşiyle arası bozulur. Oysa kişi kendi kusurunu görüp onu düzeltmeye çalışsa evliliği için çok daha doğru bir şey yapmış olur.
Eşin eksiğine odaklanıldığında iyi özellikleri görülmez olur, bir de ona karşı kızgınlık duymaya başlanır. Şeytan zaten kızgınlığı sever; verir ateşi verir ateşi. Yanar ve yakarsın. Sonra gelsin pişmanlıklar…
Yaradan’ın vaadi var; nimetin kıymetini bildik bildik, bilmezsek gider elden. Karşıdaki istemese de Allah onu kişinin elinden alır; ölür gider, aldatır gider, boşanır gider. Hatta bazen kıymet bilmeyen kişi kendi ister ayrılmayı. Kendini eşinden mahrum edip onu cezalandırdığını zannedenken kendi kaybettiğini fark etmez o anda. Aklı başına geldiğinde de çoğu zaman geç olur.
Eşin eksiğine kusuruna rağmen sizin için yaptıklarından dolayı samimiyetle teşekkür ederseniz, onda kusur aramazsanız evlilikte muhabbeti yakalamanız kolay olur. Şükür nasıl Rabbimizin nimetlerini artırıyorsa teşekkür ve takdir de eşin iyiliklerini artırır.
Teşekkür etmek için büyük iyilikler bekliyoruz oysa küçücük iyiliklere teşekkür etmeye kendimizi alıştırsak büyük iyilikler de peşinden gelecektir. Bereket şükürde, muhabbet teşekkürdedir.
Kadın-erkek her insanın değerli olma isteği vardır. Teşekkür de değer vermenin ve değer bilmenin göstergesidir. Siz teşekkür ederken bir bakmışsınız eşiniz o sevmediğiniz huyundan kurtulmuş.
Nefsimiz şikayete, gönlümüz şükre meyillidir.
Eşini nefsi için bencilce seven; az kusuru çok görür. Eşinin yaptığı her hatayı kendi nefsine saldırı olarak görür. Şikayeti çoktur.
Eşini gönülden, samimi seven; hataları büyütmez. Eşinin gönlünü incitmekten korkar. Teşekkürü çoktur.

SEMA MARAŞLI
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...