evlilik okulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik okulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2013 Salı

Yalan (Evlilik Okulu)




Evlilik hayatında en değerli şey güven duygusudur. Güven de ancak dürüst olunarak sağlanabilir. Evliliğe niyet eden çiftler daha söz, nişan safhasından itibaren birbirlerine yalan söylememeli ve birbirlerini yalan söylemek zorunda bırakmamalıdırlar.
Evlilikte yalan varsa, iki sebebi vardır. Birincisi taraflardan biri bunu çocukluğundan beri alışkanlık edinmiştir. Ya aile baskısı ile büyümüştür ya da ailede çok yalan söyleniyordur. Bu durumda kişi yalan söylemeyi bir hata, büyük bir günah olarak bile görmez. Yalana alışmış birisi dürüstlüğe çok değer veren biri ile evlenirse ikisinin de işi zordur. Dürüst olan taraf sürekli incinir, kendini güvende hissetmez. İki taraf da yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmişlerse birbirlerini idare etmeleri daha kolay olur. Tabii evlilikleri pek sağlam olmaz. Dinimiz yalanı yasaklamış, dürüstlüğe çok değer vermiştir. Peygamberimiz: “Mümin yalan söylemez.” buyuruyor. Yalan alışkanlığı olanların bundan acilen kurtulmaları lazımdır.
Bazılarının hayatına da yalan evlendikten sonra girer. Evlilikte psikolojik baskı varsa, yalan kurtuluş reçetesi gibi görünebilir. Kocasının ona yalan söylediğinden şikayetçi olan bir hanıma “Kocanızın işlerine ve gittiği geldiği yerlere karışır mısınız?” diye sordum. “Tabii ki. Görüşmesini istemediğim arkadaşları var.” dedi. Böyle olunca ne oluyor? Kocası arkadaşı ile görüşse, evde tatsızlık olmasın diye bir şeyler uydurmak durumunda kalıyor. Bazı hanımlar erkeğin kendi ailesi ile görüşmesini istemiyorlar. Erkek onlarla gizli görüşüyor ve karısına da onun kızmayacağını düşündüğü bir yalan atıveriyor. Bu yalanın vebali hem kadına hem erkeğe yazılır. Kadın buna sebep olduğu için. Erkek de Allah’tan çok karısından korktuğu için.
Şu dünya da yalan kimseyi kurtarmış değildir. Bir şekilde kişinin ayağına dolanır, kişi yakalanır, ona duyulan güven yerle bir olur. Yalan söyleyen hele ki erkekse iyice çabuk yakalanır. Erkek beyni detaycı yaratılmadığı için yalan söylerken ya da gizli iş yaparken detayları hesap edemez, bu yüzden de yakalanır.
Erkek de karısı üzerinde onu yalana sevk edecek baskı kurmamalıdır. Özellikle karısının ev işi ve çocuk yetiştirmek gibi işlerine müdahale etmemelidir. Mesela; erkek karısından çocuğu her gün banyo yaptırmasını istiyor, bu kadının zoruna gidiyor ve çocuğu yıkamasa da “yıkadım” diyor. (Tabii bu arada çocuk da yalana alışıyor.) Ya da çocuk arkadaşları ile oynarken kavga ediyor kafasına bir oyuncak yiyor, alnı morarıyor, kadın korkusundan kocasına “çocuk düştü” diyor.
Yalan söylememek her doğruyu söylemek demek değildir. Gerekli olduğu kadar konuşmaktır. Doğruyu söyleyeyim diye söylenmesi gerekmeyen şeyleri de söylemeye gerek yok.
Evlilikte eşlerin birbirine hoşgörülü olması çok önemlidir. Hoşgörü olmayınca birbirleri üzerinde baskı kurduklarında yalan ortaya çıkacaktır. Yalan aile hayatına girdiğinde eşler birbirlerine hep kuşku ile bakacaktır. Kuşku olunca muhabbetten söz etmek biraz zordur.
SEMA MARAŞLI
www.cocukaile.net

28 Ekim 2013 Pazartesi

Erkeklerle Konuşurken…(Evlilik Okulu Kitabından) - SEMA MARAŞLI


http://www.sakinkafa.com/images/dirdir.jpg

Kadın-erkek farklılıkları konuşma ihtiyaçlarında da görülür. Kadınların erkeklerden daha çok konuştuğu bilimsel olarak da ispat edildi. Kadınların konuşma kapasiteleri geniş. Kadın beyninin her iki tarafında konuşma merkezi var. Erkeklerin konuşma merkezi sadece sol tarafta.
Karı-koca arasındaki en büyük problemlerden biri; erkeğe göre karısının çok konuşması, kadına göre ise kocasının çok az konuşmasıdır. Karı-koca yaratılış farklılıklarına dikkat ederek birbirleri ile iletişime geçerlerse bu problemin hallolması hiç de zor değil.

Hanımlar! Şunu hiç unutmayın. Tamam kocanız sizin hayat arkadaşınız; fakat o sizin cinsinizden bir arkadaş değil. O karşı cinsten yani sizden farklı. Onunla bir kız arkadaşınızla yaptığınız gibi saatlerce sohbet etmeyi beklemeyin.Her anlattığınız konuyu sorularak sorarak dikkatle dinlemesini ummayın. Çünkü onun için konuşmak sizin için olduğu kadar değerli değildir. Bir erkekle konuşurken şu ayrıntıları aklınızda tutun.

1-Erkekler için konuşmanın kadınlar gibi pek çok amacı yoktur. Erkekler daha çok iki durumda konuşmayı tercih ederler. Birincisi “Bilgi Vermek” İkincisi “Güç Göstermek” Kocanızın anlatacağı şey öncelikle herhangi bir konuda bilgi vermek içindir. Bilmeniz gereken bir şey varsa size onu söyler.
Bir de erkekler için güç gösterimi çok önemlidir. Erkekler işlerinden, arabalarından, futbol takımından, sahip olduklarından, zekalarından, bir konu hakkında üstün bilgilerinden, başarılarından konuşmayı severler. Erkek bunlardan birini konuşacaksa zevkle konuşur.

2-Kocanızı konuşturmak için zorlamayın. Siz konuşma arzunuzu söyleyin ve “Beni dinler misin?” diye konuşmasını değil, dinlemesini isteyin. Erkek kendini baskı altında hissetmezse siz konuşurken aranızda bir sohbet çoktan başlamış olur.

3-Erkeğin canı sıkkınsa konuşturmak için hiç ama hiç uğraşmayın, üzerine gitmeyin. Yine hatırlayın o sizin gibi değil, karşı cins. Kadınlar canları sıkkınken konuşunca rahatlarlar, erkekler ise bir süre konuşmayı istemezler. Önce sessiz kalıp durumu kendi içlerinde tahlil edip, çözümler bulmaya çalışırlar. O kendi içine çekildiğinde üstüne düşmeyin, neyin var deyip sıkıştırmayın, rahat bırakın.
Biliyorum siz bir kadınsınız ve kedi kadar meraklısınız, bir an önce ne olup bittiğini öğrenmek istiyorsunuz fakat böyle yaparsanız kocanızın siniri sizin üstünüzde patlayabilir. Sabır, sabır, sabır… İmtihan dünyası işte. Güzel bir sabır dileyin Allah’tan. Siz sabreder onu rahat bırakırsanız, derdini size daha çabuk anlatma ihtimali yüksektir. Fakat sıkıştırırsanız anlatacaksa da anlatmaz. Sizin konuşma isteğiniz kadar onun susma isteği olabilir, saygı duyun.

4-Eşinizi soru sorarak konuşmaya zorlamayın. Kadınlar için sorular muhabbete kapı açan anahtarlardır. Fakat erkekler soruları pek sevmezler; kendilerini sorguya çekiliyormuş gibi hissederler.

5-Eşiniz televizyon izlerken ya da bilgisayar başında iken daha doğrusu her hangi bir iş yaparken onunla konuşmaya çalışmayın, sizi dinlemesini de beklemeyin. Erkek beyni bölümlere ayrılmıştır. Erkek beyninin iki yarı küre arası bağlantısı kadınlardan daha ince olduğu için, erkekler bir anda bir kaç işi yapmakta zorlanırlar. O bir şeyle meşgulken soru sorarsanız, size cevap vermeyecektir. Bu özelliğini bilin ki boş yere “kocam bana değer vermiyor, beni dinlemiyor” diye üzülmeyin. Hele tıraş olmak gibi dikkat isteyen bir iş yapıyorsa hiç konuşmayın.

6- Bir de sesli ortamlarda konuşmaya çalışmayın. Mesela; televizyon açıkken ya da ortada çocuklarınız koştururken… Çünkü erkeklerin konuşurken dikkatleri çabuk dağılır. Eşinizle sohbet etmek istiyorsanız çocuklarınızı odasına gönderin, sessiz bir ortam sağlayın.

7- Kocanızla bir konu hakkında konuşurken konu bitmeden başka bir konuya atlamayın. Kadınlar bir şey anlatırken ya da dinlerken bambaşka bir konuya rahatlıkla giriş yapıp, az sonra da tekrar başladığı konuya dönebilir. Erkekler ise konuştukları konuyu bitirmeden başka bir konuya geçmek istemezler. Mesela eşiniz gün içinde yaşadığı bir olayı anlatırken siz patta da çocuğun okulda yaşadığı bir olayı anlatmaya başlarsanız eşiniz beni dinlemiyorsun diye kızabilir. Aynı konuda bile konuşurken sözünü kesmeyin yoksa erkek söyleyeceği sözü unutabilir.

8-Konuşurken çok detay anlatmayın. Erkek beyni sonuç odaklıdır, sonuca giderken geçirilen süreç onları pek ilgilendirmez. Bu yüzden anlattığınız konuyu çok uzatır, ayrıntılara dalarsanız kafası karışır ve sabırsızca sonuca gelmenizi bekler. Mesela bir etek mi aldınız. Söylemeniz geren bir cümle. “Hayatım bir etek aldım, nasıl beğendin mi?” Evden çıktığınız andan eteği alma sürecinde başınızdan geçenleri, eteğin diğer renklerini, gördüğünüz indirimleri bir kız arkadaşınızla konuşun.

9-Eşinizle konuşurken ses tonunuza dikkat edin. Ses tonunuz ona olumsuz mesajlar ulaştırmasın. Anne edasıyla konuşmayın. Otoriteye sahip olmak isteyen kadınlar erkeğe karşı sesini yükseltme hatası yapar. Bu da aranızda gerginliğe sebep olur.

10-Eşinizi asla azarlar gibi konuşmayın. Konuşma tarzınız kötüyse, dünya güzeli de olsanız artık onun gözüne sizin güzelliğiniz görünmez. Sizi bir cadı gibi görür. Erkeği azarlar gibi konuşursanız sizi ve ihtiyaçlarınızı bir kenara itmesini kolaylaştırmış olursunuz. Bağırıp çağırıp kavga etmeyi kestiğinizde; tatlı, normal sevimli bir kadın olduğunuzda problemleri çözmeniz kolay olur.

11- Erkeğe sürekli sorumluluklarını hatırlatmayın. Çünkü erkek tarafından bunun adı “dırdır” oluyor.Bir çak kadın dırdır ettiğini kabul etmez. Erkeğe sorumluluğunu hatırlattığı söyler. “Dırdır” kapı gıcırtısı gibi rahatsızlık verir.
Sürekli söylenerek, eşinize kendini suçlu hissettirerek, olumlu yönde harekete geçmesini teşvik ettiğinizi zannetmeyin. Dırdırın böyle bir faydası yoktur tam aksi erkeği ya öfkelendirir ya da duyarsızlaştırır. Erkek dırdır ateşinden korunmak için kendine siperler bulur. Gazete, televizyon, bilgisayar, boş yüz ifadesi…gibi.
Ayrıca dırdır size de iyi gelmez; bir zaman sonra tekrardan bıkarsınız ve kendinizi tükenmiş, çaresiz hissedersiniz. Sorumluluklarını hatırlatmanız gerekiyorsa uygun zamanda hoş bir ses tonuyla hatırlatabilirsiniz.

12- Duygularınızı abartmayın. “Her zaman beni üzüyorsun.” gibi. Erkek beyni gerçekler ve veriler üzerine çalıştığı için sözcükleri de ona göre anlar. Siz her zamanı kastetmiyorsanız da o öyle anlayacağı için sizin nankör, kıymet bilmeyen bir kadın olduğunuzu düşünebilir.

13- İstediğiniz şeyi elde etmenin yolu kavga etmek değildir. Hoş bir şekilde dile getirmek ve nazikçe sormaktır. İğnelemek, laf çakmak, canını yakmak iyi bir yol değildir. Erkekten bir şey isteyeceğiniz zaman dikkat etmeniz gerekenler şunlardır:
Konuşmak için uygun zamanı bekleyin: Eşiniz yorgunken, sinirliyken, dikkatini bir işe vermiş meşgulken, ondan bir şey istemeyin. Biraz sabırlı olun bekleyin.
Doğru kelimeler kullanın: Emir cümleleri kullanmayın. Mecbur yapacaksın tarzında bir konuşmayı tercih etmeyin. Nazikçe isteyin.
Sözü uzatmayın: Kısa ve öz konuşun. Söz uzadıkça etkisi kaybolur. Neden o ayakkabıyı almak istediğiniz anlatmak için koca bir hikaye anlatmanıza gerek yok. Söz uzarsa itiraz etmek daha kolay olur.
Dolaysız konuşun: Bir şeyler ima etmeye çalışmayın, net olun. Ne istiyorsanız onu kibarca söyleyin.

14- Kadınlar erkeklerin dolaylı konuşmalarını anlayacağını, çözebileceğini ve takip edebileceğini zannederler. Oysa erkekler bunu yapamazlar. Kocanızla konuşurken dolaylı cümlelerden ve ima dilinden mümkün olduğu kadar uzak durun. Sonra anlamadı diye boş yere üzülürsünüz. Kıyas yapmayın, hele hiç laf çakmayın. Mesela dışarıda bir yemeğe gitmeyi canınız istiyor. Bunu söylemenin yolu “Ne zamandan beri de bir dışarıda yemek yemedik.” demek; “Düşüncesiz adamın tekisin, iyi bir koca değilsin, beni düşünüp bir yemeğe götürmüyorsun” anlamına gelir. Böyle imalı ve can acıtan bir dil yerine “Kocacığım bu akşam canım dışarıda bir şeyler yemek istedi. Müsait olur musun, gidebilir miyiz?” demeniz daha iyi bir netice almanızı sağlar. O gün müsait değilse hayır derse surat asmayın, ” hayır” demesini güzellikle karşılarsanız kısa zamanda isteğinizi hatırlayıp size yemeğe götürecektir.

15-Erkekler netçe konuşur, ima dili ile pek işleri yoktur. Cümleleri kadınlara göre daha kısadır, amacını ifade eder. Sonuca varır. Erkeğin ne söylediğini ya da ne istediğini anlamak kolaydır. Siz de konuşurken çok uzun cümleler kurmayın.

16- Arabada birlikte bir yerlere giderken onu adres sormak için zorlamayın. Kadınlar için çok kolay, sıradan olan bu davranış erkeklere çok ağır gelir. Belki biraz dolanacaktır fakat merak etmeyin kaybolmazsınız. Azıcık sabredin, sakin sakin oturun, sizi gideceğiniz yere ulaştıracaktır. Aksi halde yolculuğunuza kavga ederek devam edersiniz.

17-Eşinizle alay etmeyin, dalga geçmeyin, aşağılamayın, konuşurken yüzüne bakın. Ona konuşmanızla tavrınızla değerli olduğunu hissettirin. Onu incitecek sözlerden uzak durun. Hata yaptığınızda özür dilemeyi ihmal etmeyin.

www.cocukaile.net  “Sema Maraşlı ile Evlilik Okulu” kitabından

1 Ekim 2013 Salı

Duygusal Şantaj - SEMA MARAŞLI



Sevseydin yapardın!
Mutsuzum umurunda değil.
Böyle yapmaya devam edeceksen ayrılalım.
Sen böyle yapınca hastalanıyorum.
Senin yüzünden öleceğim.
Eşinizden bu ve benzeri cümleler duyduğunuzda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Ya da siz bu ve benzeri duygusal şantaj cümlelerini eşinize söylüyorsanız onun nasıl etkilediğini hiç düşündünüz mü?
Duygusal şantaj doğrudan ya da dolaylı biçimde “insan kullanma” sanatıdır.
Şantajcı kişi eşi üzerinde psikolojik baskı kurar. Eşinin fikirlerine aldırış etmez. Kendi isteklerinin eşinin isteklerinden daha önemli olduğunda ısrar eder. Evlilikte kendi üzerine düşün yükümlülükleri almaktan kaçınır. Çektiği acılardan eşini sorumlu tutar. Eşin kendini iyi ve değerli hissetmesine izin vermez. Hep kendi istekleri olsun ister; olmazsa huzursuzluk çıkarır. “Ben iyi bir eş oldum mu, üzerime düşeni yaptım mı?” diye hiç kendini sorgulamaz, kendi hatalarını görmez. Sürekli eşine onun hatalarını göstermeye çalışır.
Kısacası eşiniz sizin duygu ve düşüncelerinize kıymet vermiyor ve sadece kendini düşünüyorsa; kendi isteklerini önemsiyor sizinkini görmezden geliyorsa duygusal şantaj altındasınız. Ya da siz sevdiklerinize bunları yapıyorsanız şantajcı sizsiniz.
Duygusal şantajda üç silah kullanılır çoğunlukla.
1-Suçlu hissettirme: Karşıdakine kendini suçlu hissettirerek istediklerini yaptırmak. Bunu bir kaç şekilde yapabilirsiniz. Mutsuzluğunuzun, üzüntülerinizin, hastalıklarınızın bütün suçunu eşinize atarak yapabilirsiniz.
Ya da onu suçlamıyormuş gibi yapıp “Ben acıları çekerim sen yeter ki mutlu ol. Tamam senin istediğin olsun, ben her şeye razıyım” tarzında cümlelerle eşte suçluluk duygusu oluşturmaya çalışmak. Burada maksat acıya katlanıyormuş gibi görünüp onun vicdanını harekete geçirmek. Bazı eşler bu tuzağa düşer “Aman o üzülmesin.” diye kendi isteklerinden vazgeçerler. Evlilik hayatı içerisinde arada bir bu olabilir, olması da lazım, kişi eşinin hatırı için o mutlu olsun diye kendi isteğinden vazgeçebilir. Fakat bu sürekli oluyorsa ve eş bunu yaparken mutsuzsa problem var demektir.
Eşinize kendini suçlu hissettirerek bir şeyler yaptırmaya çalışıyorsanız; eşiniz beklentinizi gerçekleştirsin ya da gerçekleştirmesin onun sevgisini kaybedersiniz.
2-Korkutma: İçinde gizli ya da açık tehdit vardır. “Boşanırım, çocukları göstermem, süründürürüm, annene söylerim, kredi kartını elinden alırım, çocuğun senden nefret edecek, seni rezil ederim, tamam sen böyle devam et bakalım ne olacak! Hastalanırım…” Hatta sinirlendiği zaman cidden hastalanan tipler vardır, eşleri onlar hastalanmasın, üzülmesin diye ömür boyu onların her dediklerini içlerinden gelmediği halde yapmaya çalışırlar. Tabi aralarında sevgi falan kalmaz, hayat mağdur eş için eziyete dönüşür.
3-Ümit verme: Yaparsan yaparım. En basiti eşi onun istediğini yaptığı zaman güler yüz göstererek eşi ödüllendirir, yapmadığında ise surat asarak, söylenerek cezalandırır. Sevgi şarta bağlıysa zaten o sevginin samimiyetine eş inanmaz.
Eğer şantajcı sizseniz hemen bırakın. Sevdiklerinizi bu şekilde elinizde tutamazsınız, tutsanız da onlarla asla mutlu olamazsınız.
Eğer eşiniz tarafından şantaj altında olduğunuzu düşünüyorsanız, emin olmak için oturun önce evliliğinizin muhasebesini yapın. Eşinizin sözlerinde ne kadar haklılık payı var? O kendi üzerine düşenleri yaptı mı? Siz kendi üzerinize düşenleri yaptınız mı? Onu çok ihmal ettiniz mi? Gerçekten siz mi bencilce davranıyorsunuz yoksa o mu? Bu muhasebeyi iyi yapmak lazım.
Duygusal şantaj yapmayı çoğu zaman ailelerimizden öğreniriz. Bazı anne-babalar “Bizi öldüreceksin, sizleri büyütmek için ne fedakarlıklar yaptık, sizin yüzünüzden hastalandım, sizin yüzünüzden bu evliliği devam ettirdim, sizin yüzünüzden yalnız yaşadım, sizi okutmak için yemedik içmedik…”gibi cümleleri sık sık söyleyerek psikolojik baskı kurarlar. Bak biz bu kadar şey yaptık; sen de karşılığını vermek zorundasın, mecbursun anlamına gelen cümleleri duyduğunuz zaman onlara minnet duymak yerine içten içe öfkelenirsiniz.
Ve zaten onlar için yapacağınız şeyi duygusal baskı altında yaptığınızda kendinizi kötü hisseder ve istemesiniz de karşınızdakine bunu yansıtırsınız.Fakat maalesef ki ailenizde görüp hoşunuza gitmeyen bu tarz davranışları farkında olmadan modelleyip yetişkin olduğunuzda kendiniz de yapabilirsiniz.
Eş, akraba ya da arkadaş yani sevdikleriniz; en yakınlarınız oldukları için sizin en hassas noktanızı bilirler. Oradan vururlar. Mesela cömert olmakla övünüyorsanız sizi cimri olmakla suçlarlar. Düşünceli iseniz bencil olmakla suçlarlar.
Evlilik hayatı içerisinde şantaj çok yıpratıcıdır. Şantaja gelip kendinizi kötü hissetmeyin. Eşinizle sıkıntısı hakkında konuşun, onu dikkatlice dinleyin. Konu ile ilgili düşüncelerinizi, duygu ve kaygılarınızı söyleyin. İsteğinin niye olamayacağını anlatın. Problem üzerinde kendi üzerinize düşen sorumluluğu alın. Yapacağınız bir şey varsa yapın.
İstemediğiniz bir şeyi ısrarla yaptırmaya çalışıyorlarsa hemen itiraz etmeyin. “Bu konu hakkında düşünmek istiyorum. Şimdi ne hissettiğimden emin değilim. Hemen karar vermek istemiyorum…” gibi cümleler kurun. Bu sayede eşinize de düşünme fırsatı vermiş olursunuz.
Hâlâ ısrar ediyor ve sizi suçluyorsa siz de hemen onu suçlamaya geçmeyin. Sakinliğinizi koruyun. “Şu anda çok kızgın olduğun için böyle söylüyorsun. Burada suçlu yok isteklerimiz farklı. İkimiz de konuyu düşünelim, sonradan pişman olacağımız şeyler söylemeyelim.” gibi cümlelerle eşinizi yatıştırın.
En önemlisi de çocuklarımızı şantaj yaparak büyütmeyelim ki onlar da hayatlarında şantajı kullanarak hem kendilerini hem başkalarını mutsuz etmesinler.
www.cocukaile.net

9 Eylül 2013 Pazartesi

Yuvaları Karıştıran Çırpıcı Anneler



“Kaynanam tam bir fitne deposu” diye bitiyordu geçen hafta bir damat adayından gelen e-postanın sonu. Tabii bu konuda gelen tek şikayet değil. Çok fazla damattan “kayınvalidem rahat bıraksa mutlu olacağız.” mesajları geliyor. Son yıllarda dünyadaki her şey tersine döndüğü gibi bu konuda da bir tersine dönüş var. Eskiden kız anneleri kızlarının yuvaları yıkılacak diye korkardı. Şimdinin pek çok kız annesi kızlarının yuvalarını bizzat yıkıyor, ya da yıkılmasına sebep oluyor. “Kızım boşansın çifttetelli oynayacağım.” diyenini bile duydum. Böyle diyen kadının damadı çok mu kötü? Hayır iyi bir adam fakat kayınvalidenin kafasına göre değil.

“Hangi mahallede oturacağıma, çocuğumun hangi okula gideceğine ve akşama ne yiyeceğime kayınvalidem karar veriyor.” diyen damatları da göz önüne alırsak “Ne oluyor bu kız annelerine?” diye sormak ve konuyu irdelemek gerekiyor. Erkek anneleri ile ilgili daha önce yazdığım için bu yazım sadece kız anneleri ile ilgili.
Tabii ki sözümüz tüm kız annelerine değil. Sözümüz kızının evliliğinden ve damadın hayatından elini çekmeyen yuvalarını karıştıran çırpıcı  annelere. Bazen kız kardeşler de dahil olur; onlar da çırpıcı olurlar. Fakat anneler daha etkili oldukları için söze anneler üzerinden devam edeceğiz.
Kızlar genellikle evlenene kadar anneleri ile pek anlaşamazlar fakat ne olursa evlenince olur ve o kızla annesi düğünden sonra yağ bal börek olurlar. Anne ile kız; kızın kocası ve ailesi düşman cepheymiş gibi onlara karşı birlik olurlar. Kız annesine gitmek için ölür, annesi kızın evinden çıkmak istemez, her işine koşturur. İkisinin en çok konuştukları konu kızın kocası ve onlara göre görgüsüz(!) olan ailesidir. Kendilerde zerre kusur yoktur. Söz, nişan ve düğünde yaşanan tatsızlıklar kendi payları göz önüne alınmadan konuşulur da konuşulur. Bu konular tekrar tekrar konuşuldukça kız kocasından soğur; kayınvalidesinden, görümcelerinden nefret eder. Tabii bu durum kızın evliliğini derinden sarsar.
Kız anneleri bunu neden yapıyor? Bir ya da bir çok nedenden dolayı olabilir. En kuvvetli sebepler:

Kıskançlıktan: Kızıma en çok emeği ben verdim, ben taşıdım ben büyüttüm şimdi gidip elin oğlunu ve annesini benden çok sevmesin. En çok beni sevsin, en çok benim sözümü dinlesin.

Menfaatçılıktan: Özellikle okumuş ya da çalışan kızı olan anneler “Kızı biz yetiştirdik; kazancından kocası ve ailesi faydalanmasınlar, olacaksa faydası bize olsun.” diye bakıyorlar.

Bencillikten: Kızım kocasının ailesine gitmesin hep bana gelsin. Aynı eskisi gibi birlikte yiyip birlikte gezelim birlikte yaşayalım, torunlarım en çok bizi sevsin.

Kaybetme korkusundan: Kızı kocasını ve ailesini çok severse onları unutur korkusu.

İyi niyetten: Annenin niyeti kızını mutsuz etmek değildir, mutlu olmasını ister, bunun için kızının evliliğine karışır fakat yanlış yol gösterdiği için kızının mutsuzluğuna sebep olur. İyi niyet her zaman iyi sonuçlar doğurmaz.

Kibirden: Damadı ve ailesini kendi ailesine uygun görmemekten. Damadın tahsilini, işini maaşını, statüsünü beğenmemek ya da ailesini köylü ya da fakir diye hor görmekten.

Cahillikten: Sözlerinin ve davranışlarının kızının evliliğini ne kadar olumsuz etkileyeceğini hesap edememekten. Kız annesi üniversite mezunu da olsa bunu göremiyorsa cahildir.

Kendi yaşadıklarından: Kendinin kocası ve kayınvalidesi tarafından ezildiğine inanır onlarla yaşadıklarında kendi hatasını hiç görmez ve kızı da ezilmesin diye kızına kocasını ve ailesini ezmesi için taktikler verir.

Görgüsüzlükten: Özellikle söz nişan safhalarında ele güne hava atacağım diye karşı tarafın bütçesini zorlayacak isteklerle kızının evliliğini daha başlamadan dinamitlemekte görgüsüzlüktendir.

Otorite hastalığından: Kendi kocasını ve çocuklarını kontrol altında tutmaya alışmış kadınlar aynı şeyi damada da yapmaya çalışıyorlar. Damatta onun emrine göre yaşasın istiyorlar.

Aşırı sahiplenmekten: Çocukları Allah’ın bir emaneti olarak değil de kendi malı zannetmek. Evlenseler de onların hayatını yönetmeye çalışmak, onlara verdiği emeğin kuruş kuruş karşılığını beklemek. Elbette herkes evladını görecek fakat onu mutsuz edecek davranışlardan anne-babaların uzak durması, evladın emanet olduğunu unutmaması gerekir. Verdiği emeğin karşılığını Yaradan’ dan beklemesi lazım. Kim ki O’nun kadar güzel bir karşılık verebilsin.

Akılsızlıktan: Hepsini bir toparlarsak akılsızlıktan maddesi iyi bir özet olur.

“Akılsız annenin akıllı kızını alacağına; akıllı annenin akılsız kızını al.” diye bir deyiş var. Yani anne akıllıysa kızını doğru yönlendirir ve doğru davranışa getirir. Fakat anne akılsızsa akıllı kızı da yoldan çıkarma tehlikesi var. Çünkü kızlar annelerinden çok etkilenirler. Tabii istisnalar her zaman vardır. Annesinin akılsızlıklarını görüp ondan ders alan ve aynı hataları evliliğinde asla yapmayan çok akıllı kızlar da biliyorum.

Akıllı bir anne nasıl olur? Akıllı bir anne her şeyden önce kızının yuvasını, mutluluğunu düşünür ve ona göre davranır. Çünkü kızı kocası ve ailesi ile iyi değilse mutlu olamaz. Anne, damat ve ailesinde hata bulmaz tam aksi kızı hata buluyorsa ona onların iyi taraflarını gösterir.
Sık sık yemek yapıp kızını ve damadı davet etmez. Sürekli kendine gelen kızına “Yavrum kayınvalidene de git, onları sev, saygı göster, hizmet et; hem sevaptır hem kocanın çok hoşuna gider.” der. Yaz tatilini gelip annesinin yanında geçirip kayınvalidesine bir gün görünüp gelen kızını onlara daha fazla gidip kalması için teşvik eder. Kendi gelininden beklediği davranışları kızının kayınvalidesine yapmasını ister, iki yüzlülük yapmaz. Damadın ve ailesinin ardından burnunu kıvırarak, hata bularak konuşup kızını onlardan soğutmaz. Hele kızının boşanmasına sebep olmaktan çok korkar. Akıllı bir anne kızı ve damadı için en büyük nimettir. Böyle akıllı anneler de var. Onların da kıymetini bilmek lazım.

Akıllı bir kız nasıl olur? Annesi yanlış davranıyorsa onun sözlerine bakarak kocasına ve ailesine cephe almaz. Kayınvalidesinin hatalarını gördüğü gibi annesinin, kız kardeşlerinin hatalarını da görür. Yuvasını ve mutluluğunu dedikodunun, malın, mülkün, paranın her şeyin önünde tutar. Hatta evlilik öncesi de dikkat eder. Pek çok genç kız takı ve eşya meselesi yüzünden problem çıkaran annesinin etkisiyle nişandan düğünden ayrılıyor, evlenemiyor.

Akıllı bir kız, annesinin gereksiz isteklerinin peşine düşmez. Böyle davranırsam bunun sonucu ne olur? Basit şeyleri problem yapıp eşimi üzersem evliliğimin sonu ne olur? Eşimi bu kadar üzüp bir de onun romantik olup bana tatlı sizler söylemesini beklemeye hakkım var mı? Ben eşime ve ailesine nasıl davranıyorum ki onların bana nasıl davranmalarını bekliyorum. Velev ki onların hatası da olsa onları gözünde büyütmeyip Allah’ın rızası için iyiliği tercih etmek akıllı insanların kârıdır.
Kadın olsun erkek olsun aklı iyi kullanmanın en iyi yolu nefsi terbiye etmek, bencillik ve kıskançlık gibi kötü huylardan mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışmakla olur. Yoksa zeki fakat akılsız yaşayıp gideriz. Sonra da mutlu olamadığımız için etrafımızı suçlarız.

SEMA MARAŞLI www.cocukaile.net

2 Eylül 2013 Pazartesi

Bu Ödev Her Gün - Evlilik Okulu


Bu Ödev Her Gün (Evlilik Okulu 23. Ders)


Sevildiğini duymaktan hoşlanmayan biri var mıdır? Hele ki eşinden. İnsan sevildiğini duymaktan mutlu olur. Daha çok kadınlar sevildiğini duymak ister diye biliriz; sanki erkekler önemsemez gibi gelir biz kadınlara.
Oysa kadın- erkek fark yoktur; iki tarafta sevilmek ister ve bunu duymak ister. Fakat hayatın koşturması içinde unutulur çoğu zaman. Ya da eş söylesin diye beklenir.
Kur’an Kursu hocası arkadaşlar köyde hanımlara ödev vermişler. Herkes akşam gidecek kocasına onu sevdiğini söyleyecek. Kadınlar evlerine gitmişler fakat nasıl söyleyecekler; kıvranıyorlar. Hele belli bir yaştan sonra alışmadığın şeyleri yapmak daha da zor. Bir tanesi cesaretini toplayıp söyleyivermiş. “Koca adam ben seni seviyorum.” demiş. Kocası biraz şaşkınlıktan sonra “Ben de seni seviyorum kocakarı” demiş. Sonra da sormuş. “Bunu niye söyledin şimdi?” Kadın “Hoca ödev verdi.” demiş. Kocası gülümsemiş. “Söyle hocana o ödevi her gün versin.” demiş.
Birilerinin ödev vermesini beklemeden eşinize onu sevdiğinizi söyleyin. (Gerçi ben burada yazınca ödev vermiş oluyorum, muhakkak söyleyin.)Bunun için filmlerdeki gibi romantik ortamlar olmasını beklemeyin. Arabada giderken de mutfakta bir şeyler atıştırırken de olabilir. Söylerken tatlı bir bakış ve güzel bir tonu kullanırsanız daha da iyi olur. Sevdiğini söylemek sevaptır sünnetir, gülümsemek sadakadır. Ne güzel bir dinimiz var.
Aşk da sevgi de karşılıklı güzeldir. Tek taraflı olanı acı verir. Evlilik öncesi birbirlerine bolca sevdiğini söyleyen çiftler bile evlenince söylemeyi bırakır duymayı beklerler. Duymak güzel ama söylemeden duymak istemek de biraz bencillik olur.
Belki de bazılarınız diyecek ki sevgi mi kaldı ki söyleyelim eşlerimize? Evlilik hayatı içinde karı-koca birbirlerine kırgınlık duymaya başlamışlarsa birbirlerini genellikle sevgilerini keserek cezalandırırlar. Sevgiyi keserek eşi cezalandırmaya çalışmak kişinin kendini cezalandırmasıdır aslında. İçimizdeki çocuğun her zaman sevilmeye ihtiyacı vardır.
Aşk da aslında içimizdeki çocuğun dışarı çıkmasıdır. Konu sevmek ve sevilmek olunca o çocuk hiç bir şeyi engel olarak görmez; çünkü sevgiden daha değerli bir şey olduğunu kabul etmez.
Evlilik hayatı sevgisiz, muhabbetsiz gitmez. O zaman emek verelim kendi üzerimize düşenleri yapalım. Sevgi çok değerli bir hazine çar çur etmemek lazım. O kadar ıvır zıvır şeyler için karı- kocalar birbirlerini yiyorlar ki. Neden? Çünkü sevginin düşmanları var. Kapitalist sistem insanlarına mutlu olmasını istemiyor. İnsan mutluysa alışveriş isteği çok fazla duymaz. Ruh sevgiyle beslenip mutlu olmuşsa, bir şey daha alsam mutlu olur muyum telaşına düşmez. Zaten gerçekte maddi hiçbir şey ruhu beslemez. Ruhun gıdası manevidir.
Sevginin düşmanları çok. Öncelikle kendimiz, nefsimiz olabilir sevginin katili; kendi elimizle öldürürüz bazen sevgimizi. Gururumuz, kibrimiz, inatçılığımız, kendimizi beğenmişliğimiz, bencilliğimiz, nefsimizin bitmeyen istekleri…Yıkar bizi seven kalbi. Ya da en yakınlarımızın; bazen annemizin bazen kardeşlerimizin bazen arkadaşlarımızın etkisiyle ruhumuzu besleyen kişiyi harcarız. Sonra da en çok üzülen biz oluruz.
Çoğu kişi sevme çabasında değil; sevilme arzusunda. Sevilmek çok güzel; fakat hep sevileyim ne yaparsam yapayım sevilmeye devam edeyim hallerinden çıkıp, ben sevdiğim için ne yapmalıyım mı düşünmeliyiz. Sevgi için çaba göstermeli emek harcamalıyız. Düşünmeli, bulmalı ve adım atmalıyız.
Rehberimiz sevgiyi yaratan Allah(c.c) olmalı ve onun habibi sevgili Peygamberimiz olmalı ki doğru adımlar attığımızdan emin olalım. Eşimizi öyle bir sevelim ki o sevgi bizi Allah(c.c) a yaklaştırsın Allah’tan uzaklaştırmasın. Bilelim ki eşimizin elini tutup göz göze bakıştığımızda Rabbimizin rahmeti bizim üzerimizde.
Böyle sevaplı işlere şeytan muhakkak bir engel çıkarmaya çalışır. Nefsi körükler; onun bitmeyen arzularını sevginin önüne engel olarak çıkarmaya çalışır. Bu yüzden hep almaya alışmış, terbiye olmamış bir nefis gerçekten sevmeyi bilmez.
Allah rızası için doğru adımlar atılırsa evlilik hayatı nefis terbiyesinin en iyi yollarından biridir. Bugün bazı huylarına sinir olduğunuz eşinize gösterdiğiniz sabır ve anlayışla kazanacaksınız belki de Yaradan’ın rızasını. O halde sevmenin ve sevilmenin yollarına bakalım. Bu derste ben de bu ödevi her gün veriyorum. Eşinize onu sevdiğinizi söyleyin. Tabii sadece söylemek yetmez; sevgiyi besleyecek davranışlarla hayatınızı güzelleştirin.
SEMA MARAŞLI
www.cocukaile.net
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...