muhebbet olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhebbet olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2013 Salı

Kaybetmeden Önce… (Evlilik Okulu)



Evlilik okulunun ilk derslerinde affetmenin önemi üzerine yazmıştım. Sevgiyi koruyan şey bağışlamaktır. Hataları bağışlamadığımızda öncelikle kendimize zarar veririz, sonrasında sevdiklerimize zarar veririz.
Affetmediğimiz de bilinçli ya da bilinçsiz öç almaya çalışırız. Açık ya da sinsi cezalar uygular, çeşit çeşit cezalandırma metotları buluruz.

Kırıldıkça ufak ufak cezalarla başlarız. Biz kadınlar cezalandırmakta daha ustayızdır. Kadın beyni detaycı olduğu için plan yapmakta zorlanmaz. Kadın ince ince öç alır kocasından. Erkeğin en önemsediği konularda onu sinir edecek şeyler yapar. Cezalandırdığını fark ettirmeden cezalandırır.

Kocasının defalarca söylediği şeyleri inadına inadına yapar. Aslında ne yapması gerektiğini gayet iyi bilir fakat kocasına duyduğu kızgınlık onu mutlu edecek şeyleri yapmasına engel olur. Ufak ufak başlayan cezalar zamanla artar sevgiyi zedeler, tüketir. Gizli gizli, sinsi sinsi…
Mesela gece eve geç gelen kocaya sabah kalkıp kahvaltı hazırlanmaz, uyuyormuş numarasına yatılır, kocanın ütüleri yapılmaz. Erkek elektrik faturası fazla diye söylenir, kadın doğalgazı çok kullanır. Erkek yemeği az tuzlu sever, kadın tuzu biraz fazlaca atar. Erkek karısının kıyafetlerinde hoşlanmadığı şeyleri söyler, kadın onunla bir yere giderken kocasının en hoşlanmadıklarını giyer…

Erkek karısının evde bakımlı olmasını onun için süslenmesini ister, bunu defalarca söyler kadın kocasını her gün en paspal hali ile karşılar. Kadın kocasını telefonla arar erkek telefonu geç açarsa kadın da kocası aradığı zaman özellikle görmemiş duymamış gibi yapıp geç açar. Geç açmak nasıl oluyor görsün de bir daha yapmasın diye düşünür. Oysa kadının bu inat ya da kocayı umursamaz halleri kocaya hiçbir şekilde ders olmaz. Sadece erkek kendini karısının yanında değersiz olarak görmeye başlar.

Erkekler ince ince cezalandırma konusunda pek usta değillerdir. Onların cezaları daha nettir. Erkeklerin cezaları eşine duyduğu kızgınlığa göre değişir…Bağırıp çağırmak, surat asmak, ilgiyi kesmek, aralarına buzdan bir duvarı örmek ya da aldatmaktır.

Cezalandırdıkça da karı-koca arasındaki ilişki daha kötü bir hale gelir. Çoğu zaman yaptığımızı ceza olarak da adlandırmayız. “O bana öyle yaparsa ben de ona böyle yaparım.” şeklinde bir savunmamız vardır. Birbirini cezalandırırken sonunun nereye varacağını düşünülmez. Netice olarak karı koca birbirlerinden iyice uzaklaşır. Eşi cezalandırmak sevgiyi öldüreceği için aslında kendini cezalandırmaktır.

Sonra bağ olarak en yakınımızdakiler ruhen en uzağımızda olurlar. Sarılmak istesek sarılamayız, samimi olmak istesek olamayız. Cezaları yedikçe kırılır içimizde bir şeyler, ve cezalandırdıkça da kaybederiz sevdiklerimizi. Bu yüzden affedeci olmak çok değerli bir vasıftır.
Biz mükemmel olmadığımız gibi sevdiğimizde mükemmel değildir. Hatası olduğunda hataya odaklanıp onu cezalandırmak yerine, onun iyi huylarını hatırlayıp onların hatırına yanlışlarını görmezden gelmek gerek. Görüyorsa bile ceza kesmesek gerek. Yüzde yüz iyi yoktur; yüzde yetmişte iyiyi bulduysak, yüzde yetmişin hatırına yüzde otuz hatayı hoşgörü ile karşılamak gerekmez mi?
Bu cezalar ya evliliği bitirir ya da karı kocayı sevgisiz, muhabbetsiz bir hayata mahkum eder.
Bir gün eş gider. Ya ölür ya aldatır, ya başkasına aşık olur ya da boşanmak ister. İşte o zaman cezalandıran tarafın aklı başına gelir.
Ölüm halinde vicdan azabından başka yapacak bir şey yoktur. Gidenin arkasından bol bol dua ve hayır hasenat belki vicdan azabını biraz hafifletir.

Kadın için aldatılma halinde evliliğini kurtarmak; ancak diğer kadının, erkek için ne kadar değerli olduğu ile bağlantılıdır. Erkek diğer kadını sevmemişse kadının evliliğini kurtarmak istemesi halinde bir şansı vardır. O zaman kadın için eşini sinir etmek için yaptığı davranışları bir yana bırakıp ona değer verdiğini gösterme zamanıdır.

Fakat erkek aşık olmuşsa, yüreği başka bir kadın için çarpmaya başlamışsa artık yapacak bir şey kalmamış demektir. Kadın artık ne yaparsa yapsın yüreği gitmiş adamı geri çeviremez, gideni durduramaz. Bazı kadınlar bu durumda hatasını fark eder, yapacak bir şey olmadığını anlar ve sessizce çekilir.

Fakat bazı kadınlar da ümitsizce çırpınır, direnir. Kadın birden bire kocasına aşık olduğunu zanneder. Birden bire onun için her şeyi yapabileceğini fark eder. Her şeyi birden bire toparlamaya çalışır ve genellikle eline yüzüne bulaştırır. Aşırı iyi olmaya çalışır, aşırı tepkiler gösterir, aşırı süslenir…gibi.

Bir kuaför anlatmıştı. Kocasının hayatında başka bir kadın olduğunu duyan kadınlar, kuaföre gelip her şeyin en uç olanından yaptırmak istiyorlarmış. O güne kadar doğru düzgün kendine bakmayan kadın birden bire büyük bir değişim yaşayınca o değişim üzerinde sakil durur. Kocanın da hoşuna gitmez.

Erkek için de aynı durum geçerlidir. Erkekler karısı aldatınca genellikle ayrılmayı tercih ediyorlar.
Kadının aldatma ya da aldatılma olmadan ayrılmak istemesi ise genellikle kocasının ona karşı soğuk hallerinden, surat asarak, ilgi ve sevgisini keserek cezalandırmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Cezadan bıkan kadın ayrılmaya kalktığında erkek de eşini ikna etmek için çabalıyor fakat bu çabalar çoğu zaman ayrılmayı kafasına koyan kadını geri çevirmiyor. Yapılan araştırmalarda boşanma taleplerinin çoğu kadınlardan geliyor. Kadınlar sevgisiz bir hayatı diğer şartlar yerinde de olsa devam ettirmek istemiyorlar.
Ayrılık durumunda genellikle eşler önce evliliği kurtarmak için bir şeyler yaparlar, kurtaramayacağını anlayan da evliliğinde yaptığı gibi ayrılık safhasında da eşi cezalandırmaya devam ederler. Saldırganlaşırlar, tehdit ve şantajla karısını ya da kocasını ayrılmamaya ikna etmeye çalışırlar. Ayrılırlarsa arkasından hakaret, küfür, iftira ile eşe zarar vermeye çalışırken en çok kendilerine zarar verir, kendilerini küçük düşürürler.
Hele ki gönlü başkasına gitmiş bir eşin bedeninin onun yanında kalması kimseyi mutlu etmez. Eşinin başkasını sevdiğini bilen içten içe kendini yer, bitirir. Bu durumda onu zorla tutmaya çalışmak kişinin kendine yapacağı en büyük kötülüktür.

Velhasıl evlilik hayatı içinde karı-koca iyilikleri görüp kıymet bilmeli, hataları hoşgörü ile karşılamalı, eşi cezalandırarak sevgiyi tüketmemelidir. Yoksa eşi kaybedecek zaman durumu toparlamak oldukça zor, bazen imkansızdır. Bu durumda eşi onu gerçekten sevdiğine inandırmak ise en zorudur. Kişi eşi kaybedeceği zaman gerçekten sevdiğini mi anlamıştır yoksa hırs yapıp sadece kaybetmemek için mi çabalıyordur, eş bundan bir türlü emin olamaz.

Aslında duruma bir de şöyle bakmak lazımdır. Kıymet bilmeyen eşler belki de Allah (c.c) ın “Verdiklerimin kıymetini bilir, şükrederseniz nimeti artırırım, nankörlük eder şikayet ederseniz elinizden alırım.” sözünün muhatabı olmuşlardır. O zaman yapacak tek şey yaşananlardan ders almaktır. Aynı şeyleri yeniden yeniden yaşamamak ve aynı imtihanla yeniden sınanmamak için. Kaybetmeden önce kıymet bilmek her açıdan en akıllıca olan.

SEMA MARAŞLI - www,cocukaile.net

26 Eylül 2013 Perşembe

Sema Maraşlı - Kıskançlık da Sevdaya Dahildir Fakat…

Sema Maraşlı - Kıskançlık da Sevdaya Dahildir Fakat… (Evlilik Okulu 24.Ders)



Kıskançlık da sevdaya dahildir; fakat çoğu zaman bir mikrop gibi yer bitirir sevdayı. “Ben hiç kıskanç değilim.” diyen yalan söylüyordur. Hepimizde kıskançlık vardır fakat bazı insanlar bu duygusunu terbiye eder huya çevirmez, bazı insanlar da ise huy halini alır. Kıskançlık kesinlikle terbiyeye ihtiyacı olan zapt edilmesi gerekli bir duygu. Terbiyeli halinde bile kişiyi ara ara yoklar, ufak ufak rahatsız eder. Terbiyesiz hali hiç çekilmez. Hem kendine hem etrafa zarardır.
Nişanlı bir genç kız “Ben onu çok kıskanıyorum hatta cennetteki huriler aklıma gelince onlardan bile kıskanıyorum.” demişti. Dur daha adam senin eline geçmemiş diğer taraftaki hurilerden kıskanman dursun.
Kıskançlık eskiden daha çok erkeklere özgü bir huydu. Günümüzde ise kadınlar daha kıskanç. Bir evlendirme programında denk geldi; çıkan her kadın kendini anlatırken övünür gibi bir edayla ” Çok kıskancım” diyordu. “Yani kocayı bulursam kimseye kaptırmam.” demek istiyorlar fakat kıskançlık çoğu zaman eşi öyle bir bunaltır ki kimsenin yoldan çıkarmasına gerek kalmaz eş bunalır kendi gider.
İki çeşit kıskançlık vardır.
Mantıklı kıskançlık
Mantıksız kıskançlık.
Mantıklı kıskançlık: Ortada gerçekten kıskanacak bir durum vardır, bir şeylerden huylanıyorsunuzdur tamam kıskanın. Durumu eşinizle paylaşın, fakat söyleyiş tarzınız çok önemli. Eşinizi ahlaksızlıkla suçlar tarzda konuşursanız hiç bir olumlu sonuç elde edemezsiniz hatta tam aksi bir aldatma girişimi varsa eşinizi daha çok itmiş olursunuz. Sürekli takip ederek dedektiflik yapmaya, sürekli sorgulayarak polislik yapmaya kalkmayın. Onu çok sevdiğinizi ve durumdan rahatsız olduğunuzu belirtin.
Bir de mantıklı kıskançlıkta ortada henüz kıskanacak bir durum yokken tedbir olarak yapılan kıskançlık vardır. Karı-kocanın gittiği geldiği ortamlara, görüştüğü insanlara dikkat etmesi ve eşini o insanlarla bir araya getirmemeye çalışması gibi. Erkeğin karısının giydiği kıyafetlerden rahatsız olması ve uyarması gibi. Zaten dinimize uygun olarak ev ortamlarında sürekli görüşen ailelerin kadın- erkek ayrı oturması gelebilecek tehlikeleri önler.
Mantıksız kıskançlık: Ortada şüpheli bir durum yokken sudan sebepten bahanelerle kıskançlık yapmak. Mesela kadının kocasına: “Sen o karşıdan gelen kadına niye baktın?” Ya da kocanın karısına “O adam sana niye baktı?” İş yerinden gelince duş alan kocasına “Bir halt mı yedin de yıkanıyorsun? İnternette haber sitesinden haber okuyan kocasını kenarda çıkan reklamlardaki kadınlar yüzünden suçlamak…gibi.
Ya da iki tarafın birbirini yakın akrabalarına olan sevgisi yüzünden kıskanması gibi. Yalnız burada kadın-erkek kıskançlığı arasında farklılıklar vardır.
Kadınlar kocalarının anne ve kardeşlerine olan sevgisini kıskanırlar. “Eşim en çok beni sevsin, onlardan daha fazla sevsin.” Bu kıskançlıkta da bir mantık yok. Anne ya da kardeş sevgisi bambaşka bir şeydir; gönülde başka bir yerdedir eş sevgisi başka bir yerdedir. Karşılaştırma ve kıyas yapılamaz. Erkeğin annesini çok sevmesi karısını az sevmesine sebep olmaz. Sonuçta gönül on metre kare oda değil ki biri olunca ötekine az yer kalsın.
Gönül geniştir; bütün sevgileri alır, bir sevgi diğerinin yerini daraltmaz. Gönle tek sığmayacak olan iki eş sevgisidir. Muhakkak biri diğerinden daha fazladır. Onlar birbirlerinin yerini daraltır. Bu yüzden birbirini kıskanmaya en fazla hakkı olan iki kumadır. Onların da birbirini kıskanıp erkeği bunaltmasının sonuçları da pek hayırlı değildir.
Erkekler ise karısının ailesine olan sevgisini değil; düşkünlüğünü kıskanır, kendilerini dışlanmış hissederler. Karısının sürekli ailesine gitmesi ya da bütün akşamı kadının kocasının yanında annesi ve kardeşleri ile telefon muhabbeti ile geçirmesi, ailesi ve kocası arasında kaldığında onları tercih etmesi erkekte sevilmediği ve karısının onunla kurduğu yeni aileyi gerçekte benimsemediği düşüncesine sebep olabilir. Erkekler duygularını anlatmaktan genellikle kaçındıkları için bu durumdan rahatsız olduğunu söylemek yerine olur olmaz huzursuzluklar çıkarırlar. Bu da ne olduğunu anlamayan karısını rahatsız eder ve bu yüzden araları açılabilir. Erkek bu durumdan rahatsız oluyorsa karısını suçlamadan kendi üzüntüsünü ve rahatsız olduğu durumu eşine izah etmelidir. Çünkü insan suçlandığında savunmaya geçer fakat karşıdaki duygularını anlatıyorsa dinlemeye ve anlamaya daha meyillidir.
Bir de ikinci evlilik yapanların kocalarını ilk eşinden olan çocuklarından kıskanması var o ayrı bir mantıksızlıktır. Çocuklar erkeğin canı, parçası. Zaten boşanmadan dolayı çocuklar üzülmüşler bir de yeni gelen eşin çocuklarla baba arasında dikenli tel olması erkeği çok incitir ve evlilikleri zarar görür. Kıskanç kadınlar boşanmış çocuklu erkeklerle evlenmesinler bir zahmet. Çocuklu erkekleri kıskanç olmayan kadınlar tercih etsin.
Karı-kocanın birbirini karşı cinslerden kıskanması normaldir. Eşi bunaltmadan “sen benim için değerlisin” mesajı veren tatlı kıskançlıklar rahatsızlık vermez. Yeter ki dozu iyi ayarlansın.
Eşi itham ederek, suçlayarak yapılan kıskançlıklar karı-koca ilişkisine çok büyük zarar verir. Böyle bir durumda eş çok incinir, kendini hakarete ve haksızlığa uğramış hisseder. Psikopat kıskançlıklar evliliği çok yıpratır.
Mantıklı kıskançlıklarda haklı da olsanız mani olamayacağınız durumlar varsa çok söyleyip eşi bunaltmayın. Mesela eşi lise ya da üniversite hocası olan hanımlardan eşinin kız öğrencilerle fazla ilgilenmelerinden dolayı duydukları rahatsızlığı dile getiren mesajlar geliyor. Kocasının iş yerindeki hanımlarla fazla samimiyetinden rahatsız olanlar var. Kocasının bilgisayar başından kalkmayıp kadınlarla sohbet etmesinden rahatsız olanlar da çok fazla. Hanımlar haklı mı haklı.
Fakat haklı da olsa sürekli söylenmesinin bir faydası yoktur. Hem kendi sinirleri bozulur hem kocası ile aralarında gerginlik oluşur. Söylenmek yerine incindiğini, üzüldüğünü anlatması daha doğru bir hareket olur. Kızıp surat asıp tavır yapmaktansa eşi ile arasını iyi tutması erkeğin dışarı yönelmesine engel olacak daha doğru bir metottur.
Aklı başında bir erkek de karısının güzellikle anlattığını dinler; kaygılarına hak verir ve davranışlarına dikkat eder. Laftan anlamayan bir adamsa zaten yapacak bir şey yoktur. Söylenip boş yere kendi sinirlerinizi bozmayın bari.
Kıskançlık dozunda olduğunda karı-kocanın birbirini koruma çemberidir. Fakat ayarı kaçtığında eş kendini kafese kapatılmış gibi hisseder ve kafesten kaçma planı yapmaya başlayabilir.
Ayrıca mantıksız kıskançlıklar yapıyorsanız ruh sağlığınız pek iyi değil demektir. Eşinizle uğraşacağınıza kendinizle uğraşın. Öncelikle imani konularda bolca okuyun. Özellikle tevekkül ve teslimiyet bahislerini okuyun. Mantıksız kıskançlık kaygı bozukluğundan olur. Kaygı da dünyayı çok önemsemekten Yaradan’a yeterince güvenmemekten kaynaklanır. Bu yüzden elimizden gelen şeyin en doğrusunu yapıp sonucu Rabbimize bırakmak en güzelidir. Son tahlilde Allah (c.c) dediği olur. Acizliğimizi unutmadan yaşarsak daha güçlü mümin oluruz. Aile bağlarımızı da Allah’ın ipi ile bağlarsak sapasağlam olur.
www.cocukaile.net

9 Eylül 2013 Pazartesi

Yuvaları Karıştıran Çırpıcı Anneler



“Kaynanam tam bir fitne deposu” diye bitiyordu geçen hafta bir damat adayından gelen e-postanın sonu. Tabii bu konuda gelen tek şikayet değil. Çok fazla damattan “kayınvalidem rahat bıraksa mutlu olacağız.” mesajları geliyor. Son yıllarda dünyadaki her şey tersine döndüğü gibi bu konuda da bir tersine dönüş var. Eskiden kız anneleri kızlarının yuvaları yıkılacak diye korkardı. Şimdinin pek çok kız annesi kızlarının yuvalarını bizzat yıkıyor, ya da yıkılmasına sebep oluyor. “Kızım boşansın çifttetelli oynayacağım.” diyenini bile duydum. Böyle diyen kadının damadı çok mu kötü? Hayır iyi bir adam fakat kayınvalidenin kafasına göre değil.

“Hangi mahallede oturacağıma, çocuğumun hangi okula gideceğine ve akşama ne yiyeceğime kayınvalidem karar veriyor.” diyen damatları da göz önüne alırsak “Ne oluyor bu kız annelerine?” diye sormak ve konuyu irdelemek gerekiyor. Erkek anneleri ile ilgili daha önce yazdığım için bu yazım sadece kız anneleri ile ilgili.
Tabii ki sözümüz tüm kız annelerine değil. Sözümüz kızının evliliğinden ve damadın hayatından elini çekmeyen yuvalarını karıştıran çırpıcı  annelere. Bazen kız kardeşler de dahil olur; onlar da çırpıcı olurlar. Fakat anneler daha etkili oldukları için söze anneler üzerinden devam edeceğiz.
Kızlar genellikle evlenene kadar anneleri ile pek anlaşamazlar fakat ne olursa evlenince olur ve o kızla annesi düğünden sonra yağ bal börek olurlar. Anne ile kız; kızın kocası ve ailesi düşman cepheymiş gibi onlara karşı birlik olurlar. Kız annesine gitmek için ölür, annesi kızın evinden çıkmak istemez, her işine koşturur. İkisinin en çok konuştukları konu kızın kocası ve onlara göre görgüsüz(!) olan ailesidir. Kendilerde zerre kusur yoktur. Söz, nişan ve düğünde yaşanan tatsızlıklar kendi payları göz önüne alınmadan konuşulur da konuşulur. Bu konular tekrar tekrar konuşuldukça kız kocasından soğur; kayınvalidesinden, görümcelerinden nefret eder. Tabii bu durum kızın evliliğini derinden sarsar.
Kız anneleri bunu neden yapıyor? Bir ya da bir çok nedenden dolayı olabilir. En kuvvetli sebepler:

Kıskançlıktan: Kızıma en çok emeği ben verdim, ben taşıdım ben büyüttüm şimdi gidip elin oğlunu ve annesini benden çok sevmesin. En çok beni sevsin, en çok benim sözümü dinlesin.

Menfaatçılıktan: Özellikle okumuş ya da çalışan kızı olan anneler “Kızı biz yetiştirdik; kazancından kocası ve ailesi faydalanmasınlar, olacaksa faydası bize olsun.” diye bakıyorlar.

Bencillikten: Kızım kocasının ailesine gitmesin hep bana gelsin. Aynı eskisi gibi birlikte yiyip birlikte gezelim birlikte yaşayalım, torunlarım en çok bizi sevsin.

Kaybetme korkusundan: Kızı kocasını ve ailesini çok severse onları unutur korkusu.

İyi niyetten: Annenin niyeti kızını mutsuz etmek değildir, mutlu olmasını ister, bunun için kızının evliliğine karışır fakat yanlış yol gösterdiği için kızının mutsuzluğuna sebep olur. İyi niyet her zaman iyi sonuçlar doğurmaz.

Kibirden: Damadı ve ailesini kendi ailesine uygun görmemekten. Damadın tahsilini, işini maaşını, statüsünü beğenmemek ya da ailesini köylü ya da fakir diye hor görmekten.

Cahillikten: Sözlerinin ve davranışlarının kızının evliliğini ne kadar olumsuz etkileyeceğini hesap edememekten. Kız annesi üniversite mezunu da olsa bunu göremiyorsa cahildir.

Kendi yaşadıklarından: Kendinin kocası ve kayınvalidesi tarafından ezildiğine inanır onlarla yaşadıklarında kendi hatasını hiç görmez ve kızı da ezilmesin diye kızına kocasını ve ailesini ezmesi için taktikler verir.

Görgüsüzlükten: Özellikle söz nişan safhalarında ele güne hava atacağım diye karşı tarafın bütçesini zorlayacak isteklerle kızının evliliğini daha başlamadan dinamitlemekte görgüsüzlüktendir.

Otorite hastalığından: Kendi kocasını ve çocuklarını kontrol altında tutmaya alışmış kadınlar aynı şeyi damada da yapmaya çalışıyorlar. Damatta onun emrine göre yaşasın istiyorlar.

Aşırı sahiplenmekten: Çocukları Allah’ın bir emaneti olarak değil de kendi malı zannetmek. Evlenseler de onların hayatını yönetmeye çalışmak, onlara verdiği emeğin kuruş kuruş karşılığını beklemek. Elbette herkes evladını görecek fakat onu mutsuz edecek davranışlardan anne-babaların uzak durması, evladın emanet olduğunu unutmaması gerekir. Verdiği emeğin karşılığını Yaradan’ dan beklemesi lazım. Kim ki O’nun kadar güzel bir karşılık verebilsin.

Akılsızlıktan: Hepsini bir toparlarsak akılsızlıktan maddesi iyi bir özet olur.

Akılsız annenin akıllı kızını alacağına; akıllı annenin akılsız kızını al.” diye bir deyiş var. Yani anne akıllıysa kızını doğru yönlendirir ve doğru davranışa getirir. Fakat anne akılsızsa akıllı kızı da yoldan çıkarma tehlikesi var. Çünkü kızlar annelerinden çok etkilenirler. Tabii istisnalar her zaman vardır. Annesinin akılsızlıklarını görüp ondan ders alan ve aynı hataları evliliğinde asla yapmayan çok akıllı kızlar da biliyorum.

Akıllı bir anne nasıl olur? Akıllı bir anne her şeyden önce kızının yuvasını, mutluluğunu düşünür ve ona göre davranır. Çünkü kızı kocası ve ailesi ile iyi değilse mutlu olamaz. Anne, damat ve ailesinde hata bulmaz tam aksi kızı hata buluyorsa ona onların iyi taraflarını gösterir.
Sık sık yemek yapıp kızını ve damadı davet etmez. Sürekli kendine gelen kızına “Yavrum kayınvalidene de git, onları sev, saygı göster, hizmet et; hem sevaptır hem kocanın çok hoşuna gider.” der. Yaz tatilini gelip annesinin yanında geçirip kayınvalidesine bir gün görünüp gelen kızını onlara daha fazla gidip kalması için teşvik eder. Kendi gelininden beklediği davranışları kızının kayınvalidesine yapmasını ister, iki yüzlülük yapmaz. Damadın ve ailesinin ardından burnunu kıvırarak, hata bularak konuşup kızını onlardan soğutmaz. Hele kızının boşanmasına sebep olmaktan çok korkar. Akıllı bir anne kızı ve damadı için en büyük nimettir. Böyle akıllı anneler de var. Onların da kıymetini bilmek lazım.

Akıllı bir kız nasıl olur? Annesi yanlış davranıyorsa onun sözlerine bakarak kocasına ve ailesine cephe almaz. Kayınvalidesinin hatalarını gördüğü gibi annesinin, kız kardeşlerinin hatalarını da görür. Yuvasını ve mutluluğunu dedikodunun, malın, mülkün, paranın her şeyin önünde tutar. Hatta evlilik öncesi de dikkat eder. Pek çok genç kız takı ve eşya meselesi yüzünden problem çıkaran annesinin etkisiyle nişandan düğünden ayrılıyor, evlenemiyor.

Akıllı bir kız, annesinin gereksiz isteklerinin peşine düşmez. Böyle davranırsam bunun sonucu ne olur? Basit şeyleri problem yapıp eşimi üzersem evliliğimin sonu ne olur? Eşimi bu kadar üzüp bir de onun romantik olup bana tatlı sizler söylemesini beklemeye hakkım var mı? Ben eşime ve ailesine nasıl davranıyorum ki onların bana nasıl davranmalarını bekliyorum. Velev ki onların hatası da olsa onları gözünde büyütmeyip Allah’ın rızası için iyiliği tercih etmek akıllı insanların kârıdır.
Kadın olsun erkek olsun aklı iyi kullanmanın en iyi yolu nefsi terbiye etmek, bencillik ve kıskançlık gibi kötü huylardan mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışmakla olur. Yoksa zeki fakat akılsız yaşayıp gideriz. Sonra da mutlu olamadığımız için etrafımızı suçlarız.

SEMA MARAŞLI www.cocukaile.net
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...