her çocuk özeldir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her çocuk özeldir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2013 Salı

302!



Ortaokulda bir öğretmenimiz vardı. Adını hatırlamıyorum. Ama çok meşhur bir lakabı vardı: 302.
302, çocukluk yıllarımın meşhur bir otobüs markası idi. Şu an “müzelik” olsalar da Mercedes 302’ler şehirlerarası yollarda yolcu taşımacılığının en gözde araçlarıydı.

O dönemde yollar bugünkü gibi emniyetli değildi. Her gün trajik bir trafik kazası duyardık. İşte bundan esinlenerek öğrenciler, bu öğretmenden dayak yemiş birine “302 çarpmış!” derdi.

302’nin, çocukları dövmede bir yöntemi vardı. Kolunu bir “L” harfi gibi belinin yanına getirir, herhangi bir suçundan dolayı kendisini ifade etmeye çalışan karşısındaki öğrenciye konsantre olur, hiç beklenmedik bir anda öğrencinin göğsüne “güm” diye vururdu. Öğrenci bu vuruşun şiddeti ile yere düşerse, onun kalkmasını bekler, kalktığında, ansızın bir kez daha vurur ve yeniden yere yıkardı.

Bunca korkuyu yaşayan çocuk, yerden kalkamayıp onun gücüne teslim olduğunda, buz gibi ses tonu ile tek kelimelik bir soru sorardı: “Bir daha yapacak mısın?” Düştüğü yerde korku dolu gözlerle öğretmenine bakan çocuk, “Hayır, bir daha yapmayacağım” derse, onu öylece bırakır ve işine devam ederdi.

Neydi o zamanki öğrencilerin kabahati? Neyi bir daha yapmayacaklarının sözünü veriyorlardı? Kimi “Andımız” okunurken kımıldamıştır, kimi konuşurken el kaldırmadan konuşmuştur…

Yıllar sonra aynı okulda okuduğumuz bir arkadaşımla karşılaştım.

O, eğitimini tamamlayamamış, güzel bir iş kurmuş, yaşamını ticaretle devam ettiriyordu. Hoşbeşten sonra “Hocam, seni kitaplardan takip ediyorum, radyo programlarını da dinliyorum, takdir ediyorum. Biz de çocukken zarara uğratıldık, hatırlarsan bir 302’miz vardı. Otobüs çarmış gibi bizi ezer geçerdi, ama bak, yine de büyüdük, evlendik, çoluk çocuk sahibi olduk. Allah’a şükür kötü insan olmadık.” dedi.

Tebessüm ettim… “Peki, bana kendinde en çok şikâyetçi olduğun davranışlarını söyler misin?” diye sordum. Biraz durdu, düşündü. Sonra “Galiba biraz öfkeme yenik düşüyorum. Bir de sanırım tahammülsüzlük var. Ha, bir de sabırsızlık.” dedi.
Çok şey söylemeye gerek yok, şiddetin yol açtığı üç temel duygu bozukluğu; sabırsızlık, tahammülsüzlük ve öfkedir zaten.

Kişi şiddet mağduru oldukça hızlanır… Her an kendini bir şeylerle meşgul etmeye çalışır ki içindeki acıları duymasın… Böylesi kişiler yetişkinlik yıllarında da içlerine doğru derinleşmek istemezler… Kendileri ile baş başa kalmaktan huzursuz olurlar. Biraz boş kalıp içlerindeki sesleri dinleyecek olsalar daralırlar…
Hâlbuki çocuk, annesinin içine doğru derinleşmek ister. Eş, eşten içsel bir derinlikle gelen sevgiye ihtiyaç duyar… Şiddet, kişiyi içine doğru derinleşmekten uzaklaştırır.

Arkadaşım, “Biz de şiddet gördük ama kötü adam olmadık” diyordu, evet, doğru, kötü adam olmadık ama çocuğuna yetebilen bir anne-baba da olamadık. Eşi ile baş başa kaldığında, göz göze keyiflice bir fincan kahve yudumlayabilecek bir eş de olamadık… Elinde telefon, gözler sağda solda gezen, kafasında her an bir şeylerle kendini meşgul eden ve “içinde bulunduğu anı yaşayamayan” insanlar olduk maalesef…

Nerede gözü yaşlı bir ebeveyn görsem ve çocuğuna yetemediği için kendi tahammülsüzlüğünden, öfkesinden şikâyet etse, acaba onun da yaşamında bir 302 var mı diye hep merak ederim. Ve şaşmaz bir gerçek olarak, bir kız çocuğunun annelik yeteneğini elinden alan, bir erkek çocuğunun beyefendiliğini zarara uğratan nice 302’lerin, 402’lerin çocukların yaşamlarına musallat olduklarını acı acı görürüm…

Adem GÜNEŞ - Aksiyon

23 Ekim 2013 Çarşamba

Bir çocuk 7’sinde ne ise 70’inde de o mudur?




İnsan yaşamının en önemli dönemi çocukluk yıllarıdır. Zira çocukluk, “hislerin” oluştuğu dönemdir.
Hisler, bir kişinin kişiliğini oluşturan en temel dürtü kaynağıdır.

Mesela, çocukluk yıllarında kendisine “saygıdeğer” olarak davranılmamış, kimi zaman küçük düşürülmüş, kimi zaman aşağılanmış ve ihmale uğratılmış bir çocuğun içinde “değersizlik hissi” oluşur. Böylesi bir hissin oluştuğu kişi, yıllar da geçse, içindeki bu histen kurtulmayı kolay kolay başaramaz.

Zira hisler kalıcıdır, söküp atılması oldukça zordur.
Hisler, kişinin huyunu oluşturur. Huyun kontrolü, aklın elinde değil, “duyguların” elindedir. Duygular hislerin artık şekle bürünmüş halidir.  

Çocukluk döneminde “güvensizlik” hissi oluşmuş olan bir kişi, yetişkinlik döneminde kimseye kolay kolay güvenemez. Böylesi bir kişinin siz ne kadar aklına hitap etseniz ve güven dolu sözler söyleseniz de o kişinin “duygularını” değiştirmedikçe güvensizlik hissini yok edemezsiniz. Bir kişinin duygularının değişmesi ancak kendisine hitap eden kişiye “tam bir güven” duyması ile olur.  

Yetişkinlik yıllarındaki psikolojik problemlerin birçoğunun kaynağı çocukluk hatıralarından edinilen böylesi hislerdir.
Kurtulunamamış hisler kişide psikolojik problemlere yol açar…

Çocuk zihni savunmasızdır.
Bir yetişkin çocuğa nasıl davranıyorsa, çocuk, kendisinin öyle davranılması gereken biri olduğuna inanır.  
Kendisine yapılan kötü muameleyi, o yetişkinin insana “saygısızlığı” olarak değil, kendisinin “saygıya değmeyen biri” olduğundan kaynaklandığını zanneder.

Bu yüzden bir ebeveyn çocuğuna ne kadar kötü davranırsa davransın, çocuk ertesi gün yine de kendisine kötü davranan ebeveyninin yanına sokulur, ona yaranmak için “şımarmaya, yılışmaya” başlar. Bu, ebeveynine ihtiyacı olduğu için bir çıkar arayışı değil, değersiz olan kendisini ebeveynine yeniden kabul ettirme çabasıdır.
Bir anne kızgınlık anında çocuğunu “Geri zekâlı mısın nesin sen de be!” diye aşağılasa, bu sözü işiten çocuk daha çok gülmeye ve yılışmaya başlar.

Aslında bu bir çocukluk dramıdır.
Zira burada çocuk, annesinin kendisine hakaret ettiğini düşünmez, kendisinin aslında gerçekten geri zekâlı biri gibi olduğuna inanır.  Ve geri zekâlı olan kendisini annesine sevdirmek için ekstra bir “sevimlilik” çabasına girişir; daha çok hoplar, daha çok zıplar, dil çıkartır, güler… Bu durum çocuk açısından kendini sevdirme çabası olsa da, yetişkin için çoğu defa çocuğun şımarması olarak yorumlanır…

Eğer çocuğun davranışlarının temelinde yatan hisler ebeveyni tarafından doğru olarak algılanmaz ve o hislerin onarımı için gerekirse çocuktan özür dilenmez ise çocuktaki bu hisler bir süre sonra kalıcı hale dönüşür.
Kendisinin geri zekâlı gibi olduğuna inanan bir çocuk, artık okulda da garip garip davranışlar sergiler, derste öğretmenini, teneffüste arkadaşlarını bunaltır… Aslında böylesi durumlarda çocuğun aradığı şey “değerlilik hissidir”. Ve bunu o çocuğa kim verirse, çocuk onunla sükûnete erer.

Bütün bu hislerin en yoğun kazanıldığı dönem, 6 yaş öncesi dönemdir. Atalarımız, “Bir çocuk 7’sinde ne ise 70’inde de odur” diye boşuna söylememiş olsa gerek...

ADEM GÜNEŞ
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...