doğal ebeveynlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğal ebeveynlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2013 Çarşamba

Bir çocuk 7’sinde ne ise 70’inde de o mudur?




İnsan yaşamının en önemli dönemi çocukluk yıllarıdır. Zira çocukluk, “hislerin” oluştuğu dönemdir.
Hisler, bir kişinin kişiliğini oluşturan en temel dürtü kaynağıdır.

Mesela, çocukluk yıllarında kendisine “saygıdeğer” olarak davranılmamış, kimi zaman küçük düşürülmüş, kimi zaman aşağılanmış ve ihmale uğratılmış bir çocuğun içinde “değersizlik hissi” oluşur. Böylesi bir hissin oluştuğu kişi, yıllar da geçse, içindeki bu histen kurtulmayı kolay kolay başaramaz.

Zira hisler kalıcıdır, söküp atılması oldukça zordur.
Hisler, kişinin huyunu oluşturur. Huyun kontrolü, aklın elinde değil, “duyguların” elindedir. Duygular hislerin artık şekle bürünmüş halidir.  

Çocukluk döneminde “güvensizlik” hissi oluşmuş olan bir kişi, yetişkinlik döneminde kimseye kolay kolay güvenemez. Böylesi bir kişinin siz ne kadar aklına hitap etseniz ve güven dolu sözler söyleseniz de o kişinin “duygularını” değiştirmedikçe güvensizlik hissini yok edemezsiniz. Bir kişinin duygularının değişmesi ancak kendisine hitap eden kişiye “tam bir güven” duyması ile olur.  

Yetişkinlik yıllarındaki psikolojik problemlerin birçoğunun kaynağı çocukluk hatıralarından edinilen böylesi hislerdir.
Kurtulunamamış hisler kişide psikolojik problemlere yol açar…

Çocuk zihni savunmasızdır.
Bir yetişkin çocuğa nasıl davranıyorsa, çocuk, kendisinin öyle davranılması gereken biri olduğuna inanır.  
Kendisine yapılan kötü muameleyi, o yetişkinin insana “saygısızlığı” olarak değil, kendisinin “saygıya değmeyen biri” olduğundan kaynaklandığını zanneder.

Bu yüzden bir ebeveyn çocuğuna ne kadar kötü davranırsa davransın, çocuk ertesi gün yine de kendisine kötü davranan ebeveyninin yanına sokulur, ona yaranmak için “şımarmaya, yılışmaya” başlar. Bu, ebeveynine ihtiyacı olduğu için bir çıkar arayışı değil, değersiz olan kendisini ebeveynine yeniden kabul ettirme çabasıdır.
Bir anne kızgınlık anında çocuğunu “Geri zekâlı mısın nesin sen de be!” diye aşağılasa, bu sözü işiten çocuk daha çok gülmeye ve yılışmaya başlar.

Aslında bu bir çocukluk dramıdır.
Zira burada çocuk, annesinin kendisine hakaret ettiğini düşünmez, kendisinin aslında gerçekten geri zekâlı biri gibi olduğuna inanır.  Ve geri zekâlı olan kendisini annesine sevdirmek için ekstra bir “sevimlilik” çabasına girişir; daha çok hoplar, daha çok zıplar, dil çıkartır, güler… Bu durum çocuk açısından kendini sevdirme çabası olsa da, yetişkin için çoğu defa çocuğun şımarması olarak yorumlanır…

Eğer çocuğun davranışlarının temelinde yatan hisler ebeveyni tarafından doğru olarak algılanmaz ve o hislerin onarımı için gerekirse çocuktan özür dilenmez ise çocuktaki bu hisler bir süre sonra kalıcı hale dönüşür.
Kendisinin geri zekâlı gibi olduğuna inanan bir çocuk, artık okulda da garip garip davranışlar sergiler, derste öğretmenini, teneffüste arkadaşlarını bunaltır… Aslında böylesi durumlarda çocuğun aradığı şey “değerlilik hissidir”. Ve bunu o çocuğa kim verirse, çocuk onunla sükûnete erer.

Bütün bu hislerin en yoğun kazanıldığı dönem, 6 yaş öncesi dönemdir. Atalarımız, “Bir çocuk 7’sinde ne ise 70’inde de odur” diye boşuna söylememiş olsa gerek...

ADEM GÜNEŞ

21 Ekim 2013 Pazartesi

Yaramaz çocuğun ilacı nedir? - Adem Güneş



Bir kadın vardı. Çocuğuna hiç laf geçiremiyordu. Kadın ne söylese, çocuk onun zıddını yapıyordu. Çocuğun okulu da kötü gidiyordu. Ne derslerini istekli takip ediyor ne de ödevlerini tam yapıyordu.
Annesi kızsa da, dövse de kâr etmedi. Babası odalara kapatıp cezalar yağdırsa da çocukla baş edemedi.
Çaresiz kadın, bir gün çocuğu okula götürürken yol üstünde ‘ayı oynatıcısı’ gördü.
İnsanların merak içinde etrafını sardığı ayı oynatıcısı, tef çalıyor, burnunda halka takılı ayı da zıplaya zıplaya oynuyordu. Kadın durdu, düşündü. Kendi kendine güldü: “Ben bir çocuğu terbiye edemezken adam ayıyı terbiye etmiş!”
Sonra ayı terbiyecisinin yanına yaklaşıp “Ben bir çocuğu terbiye edemedim, sen nasıl oldu da vahşi bir ayıyı terbiye ettin?” diye sordu.
Adam tebessüm etti: “Her işin bir kolayı var, o da bende gizli.”
Kadın, “N’olur bana yardım et. Çocuğumla başım dertte.” diye yalvardı.
Ayı oynatıcısı çocuğa baktı, “Zor değil. Sen bunu bana bir hafta getir, ben onu da söz dinler hâle getiririm.” dedi.
Kadın sevindi.
Çocuğu ayı oynatıcısına götürmeye başladı. Aradan daha birkaç gün geçmesine rağmen çocuktaki eski davranışlar yavaş yavaş düzelmeye başladı. Çocuk artık annesine karşı gelmiyor, itiraz etmiyordu. Bir hafta sonra çocuk tam da kadının istediği kıvama geldi. Kadın çok sevindi. Ayı terbiyecisine bolca dua etti.
Konu komşu bu duruma çok şaşırdı. O söz dinlemeyen asi çocuk gitmiş, yerine sessiz, sakin, akıllı uslu bir çocuk gelmişti. Öğretmeni çocuktaki bu değişikliklerden memnun oldu, kadına tebriklerini iletti.
Ancak çocuktaki bu değişiklik çok uzun sürmedi.
Eskiden olduğu gibi, sinirli, hırslı, öfkeli değildi belki ama bu sefer arkadaşlarının eşyalarını çalmaya, gizli işler yapmaya, göz göre göre yalanlar söylemeye başladı. Öğretmen çocuğun annesini çağırıp “Ne yapacaksınız bilmem ama çocuğunuz bir garip oldu. Artık hırsızlık yapmaya, yalan söylemeye başladı.” dedi. Kadın çok üzüldü. Yana yakıla yine ayı terbiyecisini aradı ama bulamadı. Adam oralardan gitmişti.
Kadının bu çaresiz hâlini gören, güngörmüş bir komşusu, “Üzülme” dedi, “Benim tanıdığım gönlü geniş bir âlim zat var. İstersen bir de ona durumu anlat.”
Kadın razı oldu. Çocuğunu aldı, bu âlim zata götürdü.
O zat, durumu dinledi, “Sen bir hafta bana bu güzel delikanlıyı getir, ben bir bakayım nesi varmış.” dedi.
Kadın razı oldu.
Çocuğu getirip götürmeye başladı. Daha iki görüşmeden sonra adam çok ürktü. Çocuğun annesine dönüp “Sen bu çocuğa ne yaptın! Ben çocukta hayvan siması görüyorum.” dedi.
Kadın şaşırdı, “Ben bir şey yapmadım.” dedi. Sonra hatırlayıp devam etti: “Ama bir zamanlar çok yaramazlık yapıyor diye bir ayı terbiyecisine götürüp çocuğu ona terbiye ettirmiştim.”
Adam çok üzüldü. “Be kadın, hiç hayvan terbiyecisine çocuk terbiye ettirilir mi! Hayvanlar korku ile, insanlar vicdanı ile terbiye olur. Bazen hayvanlar bağırılarak, dövülerek, cezalandırılarak, ayakları yakılarak terbiye olunur. Hâlâ sahibini dinlemiyorsa, karanlık odalara hapsedilip çaresiz bırakılarak terbiye olunur. Bunlar hayvana bile zulüm iken, sen nasıl olur da kendi çocuğunu hayvan terbiye eder gibi terbiye ettirdin?” dedi.
Sonra devam etti: “Hem unutma, çocuğuna laf geçirmek değildir çocuk eğitimi. Çocuğun kalbine girip ona şefkatle tesir edebilmektir asıl olan. Hadi sen al git çocuğunu, önce kendi vicdanını duyarsızlıktan kurtar, sonra da şeker şerbet içirir gibi onu koynuna al, kendini ona ver, sarmaş dolaş ol. Sen kendini ne kadar yumuşatabilir ve ‘kuzum’ diye kendini çocuğuna bırakabilirsen, çocuğun da o kadar yumuşayıp ‘annem’ diye sana kendini bırakır. Onun ilacı ne ayı terbiyecisi ne de benim, sadece sensin.”

7 Ekim 2013 Pazartesi

Ne olur ki? - Hatice Kübra Tongar

Ne olur ki?

Son dönemde okuduğum harika kitaplardan bir tanesi “Doğal Ebeveynlik”. Uzman Pedagog Adem Güneş imzası taşıyor.
Adem Bey her kitabında altını çize çize “doğallaşın, fıtratınıza dönün” derken, ben de her satırda çocukluğumla çekiştiğimi fark ediyorum. Kendi çocuklarıma daha doğru bir anne olabilmek için okuduğum satırlar, beni kendi çocukluğumla baş başa bırakıyor.
Ürkekliklerim, azarlanmışlıklarım, utanmalarım, rezil olmalarım, beceremeyişlerim, başarısızlıklarım… Her biri kitaptan çıkıp karşıma dikiliveriyor.

Bazen birçoğumuz gibi ben de “ne olur ki canım, hepimiz böyle büyüdük” kalkanına sarılıyorum. Bir tokattan, bir azardan, itip kakmaktan ne olur ki? Çocuk ne de olsa, unutur! Ben annesi değil miyim, kızarım da severim de! cümleleri nefsimle kol kola girmiş fısıldıyorlar kulağıma.
Sonra çocukluğumu dinliyorum.

“Ne olur ki” sorusunu çocukluğuma yöneltiyorum.
İşte o zaman fark ediyorum ki, yaşınız kaç olursa olsun, mevkiniz, kariyeriniz ne olursa olsun çocukluğunuzdan bugüne taşıdığınız onlarca yaranız var. Hepimizin var. Üstelik anne-babalarımızın iyi niyetiyle, terbiye edilmek, adam edilmek adına aldığımız yaralar bir çoğu.

“Ne olur ki” ler Adem Bey’e de çok sorulmuş olacak ki, kitapta bu sorunun cevabını veriyor. Diyor ki:
“Madem dayak yiyerek büyüdün ve hiçbir şey olmadığını düşünüyorsun, o halde ‘dürtülerini kontrol edebilme becerin’ ne kadar, ‘öfke kontrolün’ ‘tahammül gücün’ nasıl, ‘hoşgörü dünyan ne kadar geniş?’ diye sorulduğunda çocukluk döneminde kalpte biriken bütün acılar tek tek ortaya çıkacaktır.”

Eğer siz de bir kitabın satırlarında gezinirken içinizin acıdığını hissediyorsanız, siz de çocukluk yıllarınıza döndüğünüzde kalbiniz sıkışıyorsa ya da -olmadığınız halde- kendinizi başarısız, mutsuz, beceriksiz, eksik hissediyorsanız “ne olur ki” sorusunun cevabını çoktan bulmuşsunuz demektir.

Bundan sonra ise cevabını vermeniz gereken tek bir soru kalır;
Aynı duyguları çocuğunuza miras bırakmak ister misiniz?

Hatice Kübra Tongar





Kitabı incelemek için tıklayın
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...