sait çamlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sait çamlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2013 Cuma

Hayat Kitabı Kur'an Gerekçeli Meal-Tefsir / Mustafa İslamoğlu



YORUMUM: Kitabımızın (Kur'an)  meali bu kadar güzel yazılamazdı.. 
İnternette 30 farklı meali sunan siteler var onları takip ederken aynı ayetler için farklı mealler verildiğine şahit olduğum sırada elime Hayat Kitabı Kuran adlı Kur'an meali eser geçti. 
Kelimelerin köklerine kadar indiği ayetler oluyor ve gerçekten başarılı buldum.. 
Özellikle ayetleri okurken bazı anlam veremediğiniz ifadeleri gerekçe, not kısmında açıklaması ve konuyla alakalı diğer ayetleri referans etmesi mealin en önemli ve güzel özelliği... Kesinlikle öneririm.



Yazar: Mustafa İslamoğlu 

Yayın evi: DÜŞÜN YAYINCILIK 
İncelemek İçin TIKLAYIN

'Ve eğer dünyanın tüm ağaçları kalem olsa denizleri de mürekkep, buna yedi deniz daha eklense, Allah'ın kelimeleri yine de tükenmez; çünkü yalnızca Allah'tır her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden' (Lokman, 27)

Kainatta varedilmiş hemen her şey de aslında Allah'ın kelimesidir ve Allah'ın 'Ol' sözü içredir, her şey ama her şey... Rab, kelimelerinin hakikatini yüreğimize indirsin... 

30 Eylül 2013 Pazartesi

Üç Muhammed & İki Tasavvur Bir Gerçek Mustafa İslamoğlu




KİTAP İLE İLGİLİ YORUMUM: Mustafa İslamoğlu'nun çok tepki çeken kitabı.2 tasavvur bir gerçek. Kısaca kitap şu eksende ilerliyor. Yüceltilen Hz. Muhammet, Hz. İsa gibi ilahlaştırılan. Küçük görülen Peygamber Hz. Musa gibi . Postacı gözüyle bakılan Peygamber. Ve Kur'anın bize sunduğu gerçek Peygamber. Bu kitabı Peygamberimizi gerçekten tanımak ve yapılan yanlışları görmek için her Müslümanın okuması gerekli.
*
*
Kitap Hakkında:
Yazar:Mustafa İslamoğlu
Kitabın Adı: Üç Muhammed & İki Tasavvur Bir Gerçek 
Fiyatı:10.50 tl
Satın almak ve Kitabı incelemek için tıklayın

O kimileri için, arkasından göz yaşı dökülen tatlı bir anı olmuştur. Onlar onun hatırasıyla yaşamayı, kendisiyle yaşamaya tercih ederler. Onlar onun arkasından ağlamayı, onu önlerinde görmeye tercih ederler. Onlar onun sakalını ve hırkasını, misyonundan daha fazla severler. Ondan bir efsane gibi söz etmeyi, birlikte yaşanılan bir "dost" olmaya yeğ tutarlar. Daha başka kimileri için ise, o tarihin konusudur. O, bir "iletişim aleti" gibi ilahi mesajı iletmiş ve misyonunu tamamlamıştır. O, bugüne taşınamaz. Biz onunla, tarihi bir değer olarak ilişki kurabiliriz. Kur'an içinse o, hayatın aktif, kurucu ve inşa edici bir öznesidir. Misyonu ölümsüz olandır. Kur'an, onu çağa taşımak için çırpınır. Onun tarihe hapsolmasını önlemek için onunla ilgili tarihsel olayları müminin yüreğine, imanına, ibadetine taşır. Kur'an müminin hayatında onu güncel kılmak için ne gerekiyorsa yapar. Kur'an'ın bak dediği yerden bakanlar ise onu "üretmek" için çaba harcarlar. Kur'an'da onu, onda Kur'an'ı görürler. Onu Kur'an'la, Kur'an'ı onunla tanırlar. Kur'an'a onun aynası, ona Kur'an'ın aynası gibi bakarlar. Çünkü onlar, onun risalet mirasına ihanet etmekten korkarlar

24 Eylül 2013 Salı

Sait Çamlıca - Ahlak örtüsü


Bazen bana öyle geliyor ki, bu başörtüsüne saldıranlar, ‘biz başın içini konuşmayalım’ diye bizi oyalıyorlar. Diyeceksiniz ki, ‘Onların kafası o kadar çalışmaz’. Bende o kadar zeki olduklarını düşünmüyorum, ancak bizim akıllı davranmamız gerektiğini savunuyorum. Oyun kuranlara mı kızmalı, oyuna gelenlere mi?
Başörtüsüne saldıranların dedeleri, ‘şapka takınca kafa değişecek’ sandılar diye kızıyoruz ama, bizde ‘baş örtülünce’ her şey değişecek sanmadık mı? Öyle sanmadıysak bile öyle davranmadık mı?
Biliyorum sert bir giriş yaptım! Asıl derdime geleyim…
Yıllarca ‘Başörtüsüne uzanan eller kırılsın’ diye sloganlar attık meydanlarda. Şimdi her yerde ‘örtülü çıplaklar’ diye bir tabir kullanılıyor. İşin doğrusu ben, örtünün bu boyutunda değilim. Örtünün biçimi – rengi bu yazın konusu değil.
Başörtülü Memur
Devlet dairelerinde, başörtülü memurların çalışabilmesi için gösterilen gayretten çok daha fazlasını, ‘dindar bir insanın devlet memurluğu mesaisi ve sorumluluğu’ başlığına önem vermek zorunda değil miydik? Mesaisine kul hakkı gözüyle bakmayan bir memur, başörtülü olsa ne olur olmasa ne olur? İşlerini halletmek için maaş aldığı, hizmet etmek zorunda olduğu vatandaşla ilgilenmemenin, işleri aksatmanın, işyerinde zamanı verimsiz kullanmanın haram olduğunu öğretemediğimiz insanların, başörtülü çalışmasını sağlamak dindarlık mıdır?
Kafa devlet memurluğu kafası olacaksa, o kafanın örtüsü neyi değiştirecek ki?
Başörtülü Öğretmen
Bir Milli Eğitim Müdürü arkadaşım kahrediyordu. Başörtülü öğretmenlerin öğrencilere ilgisizliği yüzünden nasıl üzüldüğünü anlatmıştı. Köylerden gelen genç kızlara, ek ders ücreti karşılığında, yurt ablalığı yapmayışlarına şahit olunca, ‘Üniversite yıllarımda bunlar için mi mücadele edip ağladım’ dediğini anlattı.
Öğretmenler odasında, dizi ve magazinden başka bir şey konuşmayan bir öğretmenin başı, örtülü olsa ne olmasa ne?
Başörtülü Doktor – Hemşire
Hastanın duasını almak için, iman ve teslimiyetin verdiği sabırla çalışmayan, hasta ve hasta yakınlarıyla kavga eden bir doktor veya hemşirenin başörtülü olması, dinin amaçları arasında olamaz. Mesaisini bitirip kaçmayı, hastanın duasını almaktan daha çok önemseyen, memur kafalı bir doktor, başörtülü çalışabilme hakkı elde etmeyi İslam’ın şiarı mı sanıyor?
Başörtülü Kur’an Hocası
Biliyorum ‘başı açık olanı yok zaten’ diyeceksiniz. Ama benim derdim başın içi değil işte. ‘Kur’an hocasından nefret ettiğim için İmam Hatip Lisesi’nden kaydımı sildireceğim’ demişti yıllar önce bir öğrenci bana. Derslerine giren bayan hocanın hakaret ve aşağılamalarından nefret ettiği için, hem Kur’an dersinden hem İmam Hatip Lisesi’nden nefret ediyordu.
Bir müftü arkadaşımdan dinlediklerimin birçoğunu buraya yazmayacağım. Kur’an öğrenmek için kursa gelen mahalle kadınlarından birisi, sonunda Kur’an Kursu hocasına patlamış. ‘Biz buraya Allah’ın kelamını öğrenmek için geliyoruz. Sana hizmet etmek için değil’
Başörtülü eş
Yıllar önce bir arkadaşım, ‘başörtülü bayanların kocalarına çektirdiklerini yazsana!’ demişti. Kendimce bazı gerekçeler öne sürerek, o konularda yazmayı düşünmediğimi söylemiştim. Böyle bir kanıya nereden vardığını sorunca, ilginç tespitler yapmıştı.
Dindar arkadaşlarla bir araya gelip oturduğumuzda, genelde dertleşiyoruz. Birçoğunun yaşadığı sıkıntılar aynı. Sanki Allah için değil de, kocasının hatırına örtünmüş gibi, örtülü olmanın sosyal hayattan tecrit eden boyutunun hesabını bizden soruyorlar. Allah için örtünmüşseler, Allah için bedel ödemeye de razı olmak zorundalar. Dindar arkadaşların arada kalıp bunalıma girdiği gelin – kaynana savaşları ise anlatmakla bitmez.   
O arkadaşım çok şey anlattı bana. Çok dertliydi…
Örnekleri çoğaltmak mümkün…
Suçlu kim?
Şapka Kanunu ile yıllarca bizi başın dışı ile oyalayanlar, başın içini ihmal etmemize sebep oldu. Acaba bunu kasıtlı mı yaptılar?
Harf inkılabı ile bizi, Kur’an harflerini savunmaya yönlendirenler, Kur’an’ın verdiği mesajlar üzerine düşünmemize engel oldular gibi geliyor bana.
Başörtüsü için verdiğimiz mücadele, ‘Müslüman Kadın Karakteri’ni konuşmamıza engel olmuşsa, ortada çok ciddi bir problem var.
Oyuna gelenleri uyarmak / uyandırmak, oyun kuranlara küfretmekten evladır.
Kesin ifadeler değil de, daha çok muğlak ifadeler kullanıyor olmamın tek sebebi, elimden somut belgeler olmayışı. Bana kalsa, hali pürmelalimiz en büyük delil ama, bu delili anlatmak için bir köşe yazısı yetmez işte.
Sözün özü;
 Başörtüsü, ahlak örtüsü olmayanı dindar yapmaz.

Sait ÇAMLICA


19 Eylül 2013 Perşembe

Kitap Tavsiyesi / Sait Çamlıca; Gençlik Hazinesi




gençlik hazinesi


Sait ÇAMLICA; Gençlik Hazinesi
Okuyorum Yayınları
10 tl 

Dünya’da herkesin hedefi gençlerdir. Çünkü genç gelecek demektir. Gençleri kazanmak geleceği kazanmak anlamına geliyor. Tam tersi de geçerlidir. Gençleri kaybetmek, geleceği kaybetmek anlamına gelir.

Bu kitabın ana hedefi de gençliktir. Ancak ben bu kitapla gençlere bana/bize demiyorum. Kendinize gelin
demek için yazdım bu kitabı.



Ülkemizin ve insanlığın geleceği olan geçliğin, kendine gelmesi için faydalı olması temennisiyle… 



Kitap hakkındaki düşüncemiz; sadece gençlere değil tüm yaş gruplarına hitap edebilecek başarılı bir kitap. Okumayı, okumanın önemini vurgulayan güzel bir eser, kesinlikle tavsiyedir. 

Kitabın ana fikri; OKU, DÜŞÜN, SOR, SORGULA!

Kitabın içinden;

''Pes ettim!'' dememek için, ''Bunlardan adam olmaz!'' diyorlar. Sorun, baktığınız yerde değil, bakışlarınızda.

**


Dünyanın en büyük yalancısı, ''okumaya zamanım yok'' diyendir.

**

..Dinin asıl amacının, bilen, düşünen ve ahlaklı bir insan yetiştirmek olduğunu birçok insan bilmez.

**

Başarılı olabileceğinize siz inanmıyorsanız, beyniniz de inanmaz. Beyniniz inanmıyorsa bedeniniz de inanmaz/dayanamaz.

Niçin GENÇLİK HAZİNESİ?

Karadeniz’de bir lise öğrencilerine konuşma yapmıştım. Kitle enerjisinde anlayanlar bilir, grupların farklı enerjileri olduğunu. Size kürsüde bunu hissettirirler. O gruba konuşma yapmaktan çok büyük bir keyif almıştım. Suyu emen toprak gibi anlattıklarımdan etkilendiklerini hissettirdiler bana.
Konuşmamı ön tarata dinleyen okul müdürü, hem bana teşekkür etmek, hem de öğrencilere bir şeyler anlatmak için mikrofonu eline aldı. Emeklilik yaşı gelmiş olan okul müdürü, öğrencilik yıllarını anlattı. Ortaokul yıllarında sınıfta kaldığını, bir yıl çalışmak zorunda kalınca hayatı anladığını, lise yıllarında çok başarılı bir öğrenci olmadığını anlattı kürsüden.
Müdür bey konuşma yaparken ben ön sırada oturuyordum. Arkamda oturan öğrenciler, kendi aralarında fısıldaşıyordu:
‘Bizim müdürde sınıfta kalmış. Oda bizim gibi sıkıntılar çekmiş. Müdürümüzde çok parlak bir lise öğrencisi değilmiş!’ gibi cümleler kuruyordular. O gün kadar öğrencilerine sürekli nasihat eden okul müdürü, kendi hayatına dair hata ve pişmanlıklarını da içine kattığı sözleriyle çocukları etkileyebilmişti.
Ben o gün daha iyi anladım ki, biz yetişkinler, kendi öğrenciliğimizi, yaramazlığımızı, geçtiğimiz yolları, bazı hatalarımızı gençlerle paylaşınca, gençlere daha doğru hayat dersleri verebiliyoruz.
Bizleri (anne, baba, öğretmen, idareci) sürekli takım elbiseli, kravatlı, sosyal hayatın içinde belli statüler elde etmiş yetişkinler olarak gören gençler, hepimizin bir zamanlar o sıralardan geçtiğini, gençlik hatalarına kapıldığımızı bilmiyorlar.
Gençlerin en çok anlaşılmaya ihtiyacı var. Onları anlamadan, onlara bir şey anlatamayız.

Toz pembe yıllar!

Lise yılları, insanın hayata toz pembe gözlüklerle baktığı yıllardır. Lise yıllarında en keyifli işlerden birisi de “Öğretmenleri kızdırmaktır!” Nerden bildiğimi sormayın, çünkü ben çok yaptım o lise yaramazlıklarını.
Okul hayatı bitip hayat okulu başlayınca, bir yol ayırımına gelir insan. O yol ayrımında çok önemli kararlar vermeli öğrenciler. Üniversiteye hazırlanan öğrenciler, tamda o yol ayrımında bulunuyorlar.

Ya okul ya hayat

Okumaya devam etmek ile hayata atılmak arasında bir karar vermek zorunda, liseden mezun olan gençler.
“Ben artık okumayacağım. İş hayatına atılıp ekmek, paramı kazanmaya başlayacağım!” diyen bir öğrenciye “Hata yapıyorsun!” demem. Çünkü herkes, Üniversite okuyarak hayatını devam ettirmek zorunda değil. Bu bir tercih meselesidir. “Üniversite okumayan herkes sürünmeye mahkumdur” diye bir hayat kuralı yoktur.
Liseyi yeni bitiren bir kız öğrenci, “Ben evlenip yuva kuracağım. Çoluk çocuğa karışıp ailemle ilgileneceğim!” deme hakkına sahiptir. Herkes okumak, herkes üniversiteyi bitirmek zorunda değil ki. Aileler bu konuda çocuklarına, gereksiz ve aşırı bir baskı yapıyorlar.
Bu kitap çalışması, sadece okul hayatında başarılı olmanız için yazılmadı. Hayat sadece okuldan ve diplomadan ibaret olmadığı gibi, okul başarısı hayat başarısı anlamına da gelmiyor.
Hem okul hayatından, hem de hayat okulunda işinize yarayacak bilgiler bulacaksınız bu kitapta.

Hedef Gençlik!

Dünya’da herkesin hedefi gençlerdir. Çünkü genç gelecek demektir. Gençleri kazanmak geleceği kazanmak anlamına geliyor. Tam tersi de geçerlidir. Gençleri kaybetmek, geleceği kaybetmek anlamına gelir.
Dünya ve insanlık için iyi ve faydalı şeyler yapmak isteyenlerin hedefinde de gençler var, kötü niyetli insanların hedefinde de gençler var. Televizyonlarda ki reklamların amacı da gençleri müşteri yapabilmektir, yeni icatlarında.
Bu kitabın ana hedefi de gençliktir. Ancak ben bu kitapla gençlere bana / bize gelin demiyorum. Kendinize gelin demek için yazdım bu kitabı. Ülkemizin ve insanlığın geleceği olan gençliğin, kendine gelmesi için bir faydası olması amacıyla yazıldı bu kitap.

Lise mezunu pompacı!

İş yerine giderken bir benzin istasyonunda görmüştüm bu afişi. Koskoca afişle, benzin istasyonunda çalışmak üzere, eleman ilanı veren işveren, “Lise mezunu pompacı alınacak!” yazdırmıştı.
Afişi görünce hem güldüm hem de düşündüm. Benzin istasyonunda pompacı olmak için lise diplomasına ne gerek var? Lise diplomasının, toplumda ki yerini göstermesi açısından önemli bir göstergeydi benim için. Ben de o günlerde lise son sınıf öğrencileri veya lise mezunlarıyla çalışıyordum. O hafta işlediğim tüm derslerde bu afişi anlattım. “Ya bu günlerinizin kıymetini bilip çalışırsınız, ya da, bu ve benzeri afişlerin asıldığı yerlerde, iş aramak zorunda kalırsınız!” cümlesiyle, öğrencileri motive etmeye çalıştım.
Her öğrenciyi, okul hayatında başarılı olmaya motive edemezsiniz. Biz büyüklerin görevi, sadece yol göstermektir.
Okul hayatında başarısız olan bir genç, çevresindekilerin etkisiyle, sınavlardan çok daha büyük bir değerini kaybediyor. Bu değer, özgüvendir. Kendine olan güvenini kaybeden genç, hayatın başka alanlarında da başarılı olamıyor.
Ülkemizin hem okul hayatında hem hayat okulunda başarılı olan gençlere ihtiyacı var. ‘Hiçbir işe yaramaz bunlar!’ cümlesini gençler için kullanmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Çünkü insanın atığı olmaz.

Sait Çamlıca
Satın almak ve incelemek için: OKUYORUM YAYINLARI

Sevgiyle Kalın. 

18 Eylül 2013 Çarşamba

Çocuklar ders çalışmayı neden sevmez? Sait Çamlıca Anlatıyor

Türk toplumu evde ne yapıyor?
Anne Baba kitap okumuyorsa ne ile vakit geçiriyorlar?
Baba misafir odasında maç seyrediyor,
Anne mutfakta dizi izliyor...
Evin 16 yaşındaki delikanlısına diyorlar ki;
"Odana geç ders çalış, yoksa gebertirim seni."
Hayatı boyunca anne-babanın elinde kitap görmeyen çocuklar neden ders çalışsın?
Videoyu dikkatle izleyelim.


5 Eylül 2013 Perşembe

Çocuğunuzun Eğitimi İçin Ne Yapıyorsunuz?


Babam Tuttuğu Takımın Her Şeyini Bilirdi.
Elinden Spor Gazetesi Eksik Olmazdı.

Annem Güzel Yemekler Yapmak İçin
Bir Sürü Kitaplar Alırdı.

Nedense Benim Eğitimimle İlgili
Hiç Kitap Okumazlardı.




10 Ağustos 2013 Cumartesi

Ama şeytan haklı baba!





İlköğretim öğrencisi evladına, Peygamberlerin tarihini sırasıyla okutmaya karar veren bir babanın yaşadığı bir olayı aktaracağım sizlere.
“Benim tek derdim, evladıma okumayı sevdirmek!” diye düşünen bir baba. Evladının okulda ki zayıf dersleri için fırça atmak bir yana, sert bir bakış bile göstermemiş bu baba. Buna rağmen zayıf dersleri yok evlatlarının. Olsa da dert etmeyeceğiniz söylüyor.  
Evlatlarına okuma alışkanlığı kazandırmak için birçok yöntem denemiş. Her sene yeni bir yöntem kullanarak, evlatlarına kitapları sevdirmeye çalışıyor. Bazen hediye paketleri içinde kitap veriyor. Bazen kitapçıya götürüp istediklerini alıyor evlatlarının. Bazen okullarına, hediye paketinde postayla kitap gönderiyor. Kitabın ilk sayfasına onları çok sevdiğini belirten cümleler yazıyor.
Evde her gün mutlaka “okuma saati” yapıyor. Çocuklar olmadığı zaman, ne kadar kitap okumuş olursa olsun, onların yanında da mutlaka okuyor. “Çocuklar babalarının elinde kitabı mutlaka görmeli!” diye düşünüyor.
Çocukların okuyacağı her kitabın, onların kişilik ve karakterlerini işleyen bir ilmik olduğunun bilincinde bir baba… Kendi tarihinden, kültüründen, ahlaki değerlerinden mesajlar olan kitapları, özellikle seçmeye çalışıyor.
Okumaktan soğudukları zaman yeni bir yöntemler düşünmeye başlıyor. Evladı cep telefonu için kontör istemeye başlayınca, bitirdiği her kitap için elli kontör alacağını söylüyor. Bazı kitaplar için kontörü peşin yüklüyor, bazılarını kitap bitince alıyor.
Peygamberler tarihini okutmaya karar verince, önce yaşlarına uygun anlatan kitap serisini araştırıyor. Hz. Adem’in hayatından başlıyor çocuk okumaya.
O akşam, baba ve evladı yan yana okuyorlar. Baba, göz ucuyla evladını süzüyor. Evladının elinde kitap görmek, babayı çok mutlu ediyor.
Çocuk, Hz. Adem’in hayatını okurken babaya sürekli sorular soruyor.  Hz. Adem’in yaratılışından, şeytanın varlığına kadar birçok soru. Ancak çocuğun sorduğu sorular bazen babayı zor durumda bırakıyor.
Çocuğun sorduğu birçok soruya baba cevap vermeye çalışıyor. Çocuk aldığı bazı cevaplardan hiçte tatmin olmuyor. Babasına itiraz ederken, “Ama saçma değil mi baba?” gibi tepkiler de veriyor. Bu tepkileri alan baba, evladına doyurucu cevaplar veremediği için üzülüyor.
Çocuk: “Ama şeytan haklı baba! Ateş, topraktan üstün değil mi?” diye bir soru soruyor çocuk.
Baba: “Evladım! Şeytanın cezalandırılmasının sebebi, ortaya attığı iddianın doğru veya yanlış olması değil. Allah isteseydi, insanı ateşten, şeytanı topraktan yaratabilirdi. Şeytan, üstünlüğünün başkasına (insana) verilmesini istemediği için itiraz ediyor. Daha da önemlisi, cennet gibi bir mucizenin içerisinde yaşarken, her tarafta yaratıcının güzellikleri varken bile, Allah’a itiraz etmiş olmasıdır.
Önemli olan ateşin topraktan üstün olması değil, topraktan yaratılan insana Allah’ın yüklediği değerdir. Mesela Allah’ın evi olarak sevdiğimiz Kabe, bir taş parçasıdır. Ancak bizim için önemli olan, Kabe’ye Allah’ın verdiği değerdir.” 
Konu Hz. Adem’in ve şeytanın cennetten kovulmasına geliyor. Hz. Adem’de kovuldu cennetten Şeytan’da. Çocuk bu konuya takılıyor.
“Baba Hz. Adem şimdi cennete mi, yoksa işlediği günah yüzünden cehennemde mi?” diye soruyor çocuk.
Baba: “Hz. Adem Cennette yavrum!” diye cevap veriyor.
Çocuk susuyor ve okumaya devam ediyor. Birkaç dakika sonra tekrar babasına dönüyor.
“Baba, şeytan cennete girecek mi?” diye soruyor.
Baba: “Hayır kızım! Şeytan ebediyen cehennem de kalacak!” diye cevap veriyor.
Bu sefer çocuk öyle bir cevap veriyor ki, baba yutkunuyor.
“Ama baba bu haksızlık değil mi?” diye itiraz ediyor çocuk.
Baba “Niye haksızlık olsun yavrum!”
Çocuk: “Bak şimdi baba! Hz. Adem ve Hz. Havva, yasak olduğu halde elmadan yemişler. Allah’ta onları cennetten kovmuş. Şeytan’da Allah’ın insanın yaratılmasına isyan ettiği için lanetlenmiş ve cennetten kovulmuş. Şeytan da hata yapmış Hz. Adem ‘de. Şimdi, Hz. Adem cennete gittiği halde, Şeytan niye affedilip cennete gidemiyor” diye sormuş.
Evladından hiç beklemediği bu soruyu duyan baba şaşırmış. “Çok güzel bir soru sordun yavrum!” demiş önce.
Daha birkaç gün önce, Kuran tefsiri okurken, aynı konuyu okuduğuiçin, baba çok doyurucu bir cevap vermiş.
“Bak yavrum! Söylediğin şey kesinlikle doğru… Yani Hz. Adem de hata yaptı Şeytan da. İkisi de günah işledi. Ancak birinsin cennette, diğerinin ebedi cehennemde olmasının sebebi işledikleri günah değildir. Hz. Adem işlediği günahın, yaptığı hatanın farkına varmış ve Allah’tan af dilemiştir. Yani özür dilemiş. Şeytan yaptığı hatadan pişman olmadığı gibi, hatasında ısrar etmiştir.
Yani Allah (cc) bize bu olay vasıtasıyla diyor ki; “Ey kullarım! Bir hata yaptığınız da, bir günah işlediğiniz de, dedeniz Hz. Adem gibi pişman olur af dilerseniz, ben sizi affederim. Ancak Şeytan gibi hatanızda ısrar ve inat ederseniz, ebedi cehennem azabıyla sizi cezalandırırım.”
Evladına bu açıklamayı yaptıktan sonra okuduğu Kuran tefsirinden, konuyla ilgili, daha birkaç gün önce altını çizdiği cümleyi evladına gösteriyor baba. “Hata yapıp günah işlediğiniz zaman Hz. Adem gibi pişman olur tövbe ederseniz, adam olursunuz. Şeytan gibi ısrar ederseniz, iblis olursunuz.”
Bu cevabı alan çocuk: “Şimdi anladım baba!” diyor.
Çocuk aldığı cevapla rahatlıyor, baba da evladının kafasında soru işareti bırakmadığı için mutlu oluyor.
Okuma saatini bittikten sonra baba şunu düşünüyor. “Ben, evladıma doyurucu bir cevap veremeseydim, avladım Allah’ın adaletinden bile şüphe etmeye başlayacaktı.”
* * * * * *
Evlatlarınız size, “Ama şeytan haklı baba!” gibi zor sorular sorduğu zaman cevap veremeseniz, evlatlarınızın içinde şüphe tohumları oluşmaya başlar. Bu şüphe tohumlarının oluşmaması / büyümememsi için önce anne babaların okumaya / öğrenmeye devam etmesi gerek.
Çünkü şeytan çocuklarınızı da rahat bırakmaz. Şeytan, sizi yoldan çıkartamazsa, çocuklarınızı yoldan çıkartarak, sizin de yolunuzu şaşırmanızı ister.
Hem kendinizi hem evlatlarınızı, bilgi kalkanıyla, şeytanın şerrinden koruyun.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
www.saitcamlica.com
saitcamlica@gmail.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...