17 Eylül 2013 Salı

Nelere Sinir Olursunuz?



Kocanızın eve geç kaldığında haber vermemesine,
Karınızın kapıyı asık bir yüzle açmasına,
Kocanızın akşam iki tatlı söz etmeden “Yemek hazır mı” demesine
Karınızın ya da kocanızın horlamasına,
Karınızın yatma saati kendine yapacak işler bulmasına,
Kocanızın annesine düşkünlüğüne,
Nişanlınızın ince düşünceli olmayışına,
Kayınvalidenizin her şeyin iyisini ben bilirim havalarına,
Görümcenizin kıskançlığına…
Komşunuzdan gelen tıkırtılara,
Ve daha nelere…
Neden sinir oluruz? Bir kaç nedeni var.

Öncelikli olarak gerçek ve hayalin çatışmasından dolayı sinir oluyoruz. “Ben hayal kurmam” demeyin hemen. Belki gözlerinizi bir yere dikip uzun uzun hayaller kurmuyorsunuz fakat mutlaka kurulmuş bir hayaliniz (siz buna düşünce de diyebilirsiniz) vardır. Bekarken eş deyince bir şeyler çizmişsinizdir zihninizde. Ya da diziler filmler kadın ve erkek olarak bir tip çizmiştir size.Siz de farkında olmadan bunu kabul etmişsinizdir. Gerçek hayattaki eşiniz buna uymadığında sinir olursunuz. Mesela; çiçek getirmesini beklediğiniz koca size yeşillik olarak sadece salata malzemesi getiriyorsa sinir olabilirsiniz… Sarılarak mışıl mışıl uyumayı hayal ettiğiniz karınız ya da kocanız horluyorsa buna öfkelenebilirsiniz… Kuzu gibi bir kayınvalide hayal ederken çok bilmiş bir kayınvalideye sahip olmanız sizi kızdırabilir… Oysa bunlar hayatın gerçekleri.
Sinir olmanın bir sebebi de karşımızdakini olduğu gibi sevememekten kaynaklanıyor. İnsanları hataları ile sevmeyi bilmiyoruz. Hep mükemmeli istiyoruz, bulamayınca mutsuz oluyoruz. Sanki biz mükemmelmişiz gibi. Gerçek bir sevgi sevdiğimizi hataları ile sevmektir. Hatalarını sevmek zorunda değiliz fakat onu hatalarına rağmen sevebiliyorsak gerçekten seviyoruzdur.

Sinir olmamızın başka bir sebebi de kendi hatalarımızı görmüyor oluşumuz. Kendi hatalarımızı görsek karşımızdakine bu kadar kızamayız. Kim bilir biz davranışlarımızla sevdiklerimizi ne kadar sinir ediyoruz. Bir de kendimize bakalım.
Sinir olmak sizi ve karşınızdakini nasıl etkiler hiç düşündünüz mü? Sinir olduğumuz zaman en çok zararı kendimize veririz. Düşüncelerimizle bir elektrik üretiyoruz. Bu elektrik negatif, kötü bir elektrikse bu vücudun iletişim ağını oluşturan sinirlere zarar veriyor. Sinir olmak aslında gerçek anlamıyla da sinirlerin zarar görmesi demek. Bir: Kendimize zarar verdik. Sonra ürettiğimiz kötü elektrik o yakınınızı gider, çarpar, rahatsız eder. O da size karşı olumsuz elektrik üretmeye başlar. Oldu mu zarar iki. Bu kişi eşinizse çocuklarınız da zarar görür. Etti mi üç. Bu kişi çocuğunuz da olabilir. Kısacası aile içi sinir olmalar bütün aileyi etkiler etti mi dört artı dört. Dört dörtlük sinir ne işinize yarar siz düşünün.

Bu arada sinir olduğunuz kişinin hatalarını düzeltmeye çalışırsınız fakat negatif elektriğin oluşturacağı gerginlik içinden iyi bir şeyler çıkarmak mümkün değildir. Sevdiğinizi değiştirmek istiyorsanız öncelikle ona sinir olmayı bırakın. Siz onu olduğu gibi sevip kabul ettiğinizde, hatalarını yüzüne vurmadığınızda, iyi yönlerini takdir ettiğinizde o kendini değiştirmek için gayret gösterecektir.
Böyle yapmazsak ne olur? Sevdiklerimizi kaybederiz. Hem kendimizi hem yakınlarımızı mutsuz ederiz. “Sinir oluyorum” kelimesini daha çok hafif kızgınlıklarımız için kullanırız. Oysa yangını çıkaran nasıl bir parça ateşse; sinir olmak da büyük kızgınlıklara, öfkelere, ayrılıklara, nefretlere, intikamlara, hastalıklara sebeptir. Öfke nöbetleri küçük kızgınlıkların birikmesinden olur. Öfke kontrolünün en iyi yolu küçük şeylere sinir olmayı bırakmaktır.

Sinir olmanın sonu hastalıktır. Sinirleriniz bir süre sonra gerginliğe dayanamaz olur; depresyona girer, doktorluk olur, haplarla yaşamaya başlarsınız. Oysa sinir olduğunuz şeyler sevdiklerinizden ve sağlınızdan daha değerli değildir.
Sinir olmayı bıraktığınızda kendinizi daha iyi hissedeceksinizdir. Mesela kocanızın ya da karınızın horultusunda mışıl mışıl uyuyabilirsiniz. Uykunuzu kaçıran şey horultu sesi değil aslında, o sesin size verdiği kızgınlık. O kızgınlığı attığınızda sinirler beyne o sesi iletmeyecektir. Ya da akşam asık yüzle kapıyı açan karınıza kızmayıp, siz selam verip güler yüzle girerseniz kapıdan, her şey daha güzel olacaktır. Ya da kapıdan “Ev temiz mi, yemek hazır mı?” diye giren kocanıza sinir olmak yerine bir kaç hoş cümle ile cevap verebilirsiniz.

Yemeği yetiştiremeyince kocaya “Aşa bakma aşa, kaşa bak.” diye tatlı esprilerle ve güler yüzle kocanın yemeği bekleme süresinde sinir olmaması sağlanabilir. ( Bu sözü aşk dolu bir hanımdan duyup not almıştım.)
Sevgiyi bir ağaca benzetirsek sinir olmayı da bir baltaya benzetebiliriz. Her sinir olduğumuzda sevgi ağacımıza bir balta daha vuruyoruz demektir. Ve bir gün bakarız ki ağaçtan geriye hiç bir şey kalmamış.
Şikayet etmeyi bırakır, şükrü artırırsak sinir olmamız azalır. “İmtihan dünyası bu da benim imtihanım” deyip imtihanı kabullenirsek sinir olmaktan kurtulabiliriz. Hem sevdiklerimizi kaybetmeyiz, hem dünyayı hem ahireti kazanırız.  Rabbimizin rızasını kazanır, imanın tadını hissederiz.
www.cocukaile.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...